İnsan denen varlık bir derya, uçsuz bucaksız deniz. Utancın, pişmanlığın, mahcubiyetin, suçluluğun, korkunun içinde boğulsan da yine de hayatta kalıyorsun. Yaşıyorsun yani.
Kim bilir, kim bilebilir ne güzel bir histir tam olmak? Sıradan bir ailede dünyaya gelme kaderiyle taçlanmak. Orada güvende büyümek; sancısız, acısız, korkusuz. Sahi korkmamak nasıl bir histir kim bilir, kim bilebilir? Sobanın yanında hep birlikte yenen akşam yemekleri Şubat sonlarında. Bahara çok yakın. Oracıkta, anne, baba, çocuklar ve sıcak yemekler hep bir arada. Ödevlerini tamamlamış bir çocukluk neşesiyle. Şakalar ve bilmeceler eşliğinde. Önce dört ayaklı, sonra iki, sonra üç ayaklı olan kimdir? Kimdir? Kimdir? Ben cevap vereceğim. Hayır ben. İnsan. İnsandır. İnsan insanın ilacıdır. Başka bir dünyada, başka bir ülkede, başka bir şehirde, başka bir sokakta, başka bir evde insan insanın ilacıdır. İyi gelir yan yana durmak. Hep bir arada. Hiç yıkılmayacakmış gibi. Hep sonsuzmuş gibi, orada, kadim. Bir arada. Beraber ve mutlu. Kim bilir, kim bilebilir sıradan bir ailede büyümenin verdiği o dünyalara sığmaz güveni. Kim bilebilir...
Ey Tanrım biraz günışığı ver bana, biraz yağmur!
Bir adam gördüm içindeki canavarı bağlamış ardı sıra sürüklüyordu. Yanına gittim,
"Amca," dedim. Duymadı. Daha yüksek sesle seslendim,
"Amca nereye götürüyorsun bu vahşi yaratığı?"
Dedi,
"Evlat, çok öfkelendi. Masalcıya götürüyorum, biraz hikaye anlatsın, dinsin. Uyutmuyor geceleri..."
Ağzım açık arkadan bakakaldım ve ne mutlu dedim, ne mutlu içinde ki canavarı görebilene, ilacını bilene ne mutlu...
"Hani bazen canın çeker, koca bakraç yoğurt alıp eve gidersin, üzeri hafif sararmış şöyle kaymaklı olanından. Ne gözünü ayırabilirsin ne de kaşığını uzak tutabilirsin. Başlarsın iştahla yemeye. Hakkını da verirsin. Kaşıklarsın ama bir kısmı kalır öyle. Dolaba koyarsın bozulmasın diye. Bilirsin ki o yoğurt iki güne ekşiyecek ve salacak kendini. Sonra onu bitirmek için yanına iyi giden yemeği yapar, yine aynı iştahla yersin. Bitmez yine de. Kalanını çırpıp ayran yaparsın. Canın istemediği halde ayrana ne yakışır deyip akşama onu pişirir yanına bırakırsın. Anca öyle biter. Aşk da öyledir; görürsün, vurulursun, ne yapar eder alırsın ama fazla gelir. Bozulmasın diye elinden, dilinden ne gelirse, o ne seviyorsa onu yaparsın. Mayası iyiyse dolaba koymadan dört güne dayanan bile olur ama eninde sonunda ayranı içirir sana."