Milletinin içtimaî seviyesinin yükselmesine engel olmak için demagojiden cinayete kadar her vasıtaya başvuranlara "milliyetçi" dediler. Hak edilmemiş rahatlarını, çalınmış servetlerini muhafaza için yabancı emellere hizmet edenlere "milliyetçi" dediler. Yurduna saldıran düşmanla işbirliği edenlere, düşman hesabına kendi milletini kurşuna dizdirenlere, milletin kurtuluş hamlesine önayak olabileceklerin kökünü kazımak için kendi yüksek mekteplerini kapatıp talebesini toplama kamplarına yahut mecburî iş yerlerine gönderenlere "milliyetçi" dediler; hulasa, insanlık nâmına mukaddes ne varsa hepsini keyifleri ve menfaatleri uğruna çiğneyenlere "milliyetçi" dediler.
Bazı insanların pek garip bir hürriyet anlayışı var. “ Hudutsuz hürriyet yoktur, her hürriyet, başkasının hürriyetiyle hudutludur”, hükmünü işlerine geldiği gibi tefsir ediyor ve kendilerine biraz fazla “hürriyet” bahşederek, hoşlarına gitmeyen her hareketi, hatta her temayülü zincire vurmayı tavsiye ediyor, bunu haklı gösterebilmek için de en basit hürriyet tezahürlerine “anarşi” damgası vurmaktan çekinmiyorlar.
Acaba "çok çocuk yetiştirmek lazım!" diye, kaloriferli odalarında kristal yazı masalarının başında "laf ile dünyaya nizamat" verenler, bu “çok çocuk”ların halini bir gördüler mi?
Kadın bir erkeğe varmaz, kadın bir erkeğe verilmez ve bi erkek bir kızı almaz, (almak, vermek) bu tabirler kadını kıymetten düşüren, ona ahkâr (en hakir) mahiyeti veren şeylerdir ve hor şeyden evvel bu zihniyeti kadınlarımız kafalarından çıkarmalıdır; bilmelidirler ki iki cins birbiriyle hayatlarını birleştirirken yuvaya getirdikleri aynı kıymette şeylerdir ve koca mal sahibi değil, ortak, hayat ortacı demektir. Bu hukuk müsavatı kadınlarımızın şuurunda yer ettikten sonra onların kuvvetli ve hakiki bir insan olmak için dimağî ve fikrî sahada da yükselmek isteyecekleri tabiidir.
Memleketimizin kadın ve erkeklerini, biri diğerini sürükleyen ve taşıyan değil, el ele ve aynı tempoda yürüyen iki mahluk olarak göreceğimiz günün uzak olmamasını dilerim.
Arkadaşlar!
İnsanların hayvanlardan en farklı olan uzuvları, dimağlarıdır. Eğer yaptığımız işlerle hayvanların efali arasında bariz bir fark aramak istersek bunu, ancak dimağımızın yaptığı işlerde bulabiliriz. Yoksa yemek, uyumak, tenasül etmek diğer mahlukatta da vardır. Onların dimağları da karın doyurmak meselesinde, yatacak yer bulmak, bir şeyi tedarik etmek meselesinde kâfi derecede kudret göstermektedir. İnsan dimağının hususiyeti, onun yalnız yukarıda zikrettiğimiz maddî ve hayvani şeyleri değil, tamamen hissî, midemiz ve diğer uzuvlarımızla alakası az birtakım şeyleri de düşünebilme kabiliyetidir.
Edebiyat, bütün sanat şekilleri ve nevileri, maddî menfaatlerden uzak ilim, hep bu dimağî hususiyetin neticeleridir. Ve ancak insan dimağına bu maddî ihtiyaçlarla alakası olmayan hissi bir faaliyet imkânını verdiğimiz zaman hayvanlıktan kurtuluruz.