Affet, çünkü herkesin harflerin görünen yüzüne gizlenmiş bir sır gibi parça parça açıldığı, bütün esrarın orta yere döküldüğü, yıllar yılı zihninde tutulacak son bir gecesi olmalıdır bu dünyada.
Kapıyı yavaşça açıp tam dışarı çıkacakken, geçtiği yolların kir pasını almış, terle karışmış, dayanılmaz, ekşi ekşi bir koku geldi burnuma. Bir an başımı çevirip bu kokunun nereden geldiğini anlamaya çalıştım ama bulamadım. Merdivenlerden yalpalaya yalpalaya inerken hatırladım: Baba kokusuydu. Aradan yirmi beş yıl geçse de hala aynıydı.
– Elbette arar insan kendini! demişti. İnsan ömrü zaten kendi kendini “aramakla” geçmiyor mu? Atina Akropolü’nün alnına boşuna mı yazmışlar Sokrates’in “Kendini ara” özdeyişini? Fransız hocalarınız size “Connais-toi, toi-même” sözünü öğretmediler mi? “Kendini tanımak” kendini “bulmakla” mümkündür. Bulmak için de durup dinlenmeden aramalıyız!..