"Eski zamandan bugüne kadar, insan sezgisi ve düşüncesi, kabaca üçe bölünen çağlar boyunca, Allah ile tabiat arasında sallanmaktan kurtulmamıştır. Âdeta her çağa ve devrelerine, hâkim düşüncesinin karakterini veren tercih, bu sallantının bir ucudur. Eski Mısır'da ilim Allah'ın emirlerinden ibarettir ve rahiplerin elinde idi. Geldanîlerde ve iran'da da, aynı hal. Mukaddes kitapların dışında ilim yoktu. Hindistan'da Veda'lar her şeyi tabiat üstü ve bir bakıma ilâhî kuvvetlerle izah eden metinlerde. Çin'de Konfüçyüs bir felsefeden ziyade din kurucusuydu. Sallantının öteki ucu, eski Grek felsefesinin birinci devresinde, Thales'ten başlıyarak Sokrates'e kadar süren iki asır içinde, tabiatı ve her şeyin başlangıcını araştırmaya gider. Bu, Allah'tan tabiata doğru ilk rakkas hareketidir. Ýnsanı anlamadan evvel tabiati anlamanın imkânsız olduğunu düşünen Sokrates'ten sonra açılan ikinci devir, sallantının tekrar öteki uca doğru, fakat yeni anlayışlarla zenginleştirerek dönüşüdür. Dört asır süren bu devreden sonra, insan zekâsının İskenderiye okulunda, tabiatten yeni Eflâtuncu bir mistik düşünceye tekrar döndüğü görülür. Öyle ki, ikili ve tezatlı hareketleriyle eski Grek düşüncesi, bir yandan tabiata ve dünyaya, bir yandan da tabiatüstü bir ilk prensibe ve Allah'a bağlı "kozmolojik" ve "teolojik" iki görüşüyle, Doğunun ve Uzakdoğunun tek görüşlü din felsefesinden ayrılmaktadır. Akdeniz kültüründe insan düşüncesi tek ayaklı değildir, tabiatı ve ilahî prensibi anlamak için iki istikametli bir idrak hamlesi yapmış, fakat zaman zaman birinden ötekine geçtiği için, iki ayağını yere tam basamamıştır. "Ortaçağ boyunca insan düşüncesi yine tek ayak üstünde görünür. Ýlâhiyatçı görüş hâkimdir ve ilim yine bir din karakteri almağa başlar. İnsanın tabiat üzerindeki dikkati azalmış ve