Mesele şu: Ötekiler seni benim gördüğüm gibi görmüyor! Ben senin önünde durmuş, kendime bakıyorum. Kendime dokunuyorum, ama ötekiler ... onlar için sen bir hayalsin! Evet, bu deliliği görebiliyor musun? Kendi içlerinde taşıdıkları hayalleri fark etmeden o inanılmaz meraklarıyla başka insanların hayalleri peşinde
koşuyorlar.
Ee, şimdi ne olacak? Bir yanda gerçek, öbür yanda hayal; ve siz neyin hayal neyin gerçek olduğunu bilemeyeceğiniz için kendinizi korkunç bir işkenceye mahkum etmiş durumdasınız!
Elbette hepimizin kaçmaya ihtiyacı var, fakat dünya boşken nereye? Önceleri, evet, önceleri, bu “dayanışma” sözcüğünü sık sık kullanırdım. Fakat bu sözcüğü ağza almak yasak; Şeytan’ın ya da ölüm tanrıçası Sekhmet’in adını anıyorsun sanki, bu sözcüğü söylemekle.
Gözlerinin önünde bütün görebildiği, karanlıktı. Bu siyah bulutlar ne zaman dağılacaktı ve ışıklar ne zaman belirecekti? Işıklar orada belirdiyse, niye burada belirmiyordu? Eğer günah burada meydana geldiyse, ceza niye orada veriliyordu?