Derin bir iz bıraktığını iddia edemesem de etkilenmekten kendimi alıkoyamadığım bir kitap oldu.
İçeriğine gelecek olursam... Pek çok konuda yetenekli olmasının yanı sıra müzik dehasıyla parlayan Erik namıdiğer Operadaki Hayaletimizin başarılı bir soprano olan Christine Daae olan özel ilgisinin, saplantı ve aşka dönüşümü aynı zamanda vikont Raoul'un Christine'e olan aşkı, özetle klasik bir aşk üçgeni kitabın temel sorunsalı. Tarafları birbirinden ayıran ise operadaki hayaletin ilahi kudreti ve opera içerisindeki hâkimiyeti.
Konu yazara güzel bir hammadde verse de yazarın sade anlatımı daha şaşaalı olabilecekken bu kadar düz ve genel hatlarıyla anlatması biraz hayal kırıklığı yarattı. Özellikle gotik edebiyatta karakterlerin tasvirleri ve mekanın roman üzerindeki etkisinin büyük olduğunu düşünüyorum. Daha fazla betimlemeye yer verilmesi ve daha detaylı bir anlatım çok daha başarılı olabilirdi gerçi bunda çevirinin etkisi de büyük o yüzden daha fazla yorum yapamayacağım.
Yazarın önsöz ve sonsözünden anladığım kadarıyla, kitaptaki olayların gerçek olduğu iddia ediyor. Keza çevirmenin notu kısmında da opera binasındaki loca beşin sütunları içindeki boşluk olsun kazınmış P.O(phantom opera) yazısı, binadaki gizli geçitlerin gerçekliği gibi mekanı kurgunun gerçekliğine kanıt olarak gösterdiği çok fazla şey var. (Paris opera binasi olarak aratınca başka sonuç çıkıyor mevzu bahis bina Palase Garniere) Açıkçası ne tamamıyla kurmaca ne de gerçek olduğuna inanıyorum eğer doğru kaynaklardan araştırdıysam kitaptan da hatırlayacağınız üzere büyük avize(?) aydınlatma ya da her neyse (kelime kıtlığı yaşadım) konukların üstüne düştüğü kısım gerçekten de yaşanmış bir annenin ölümü ve çocuğun yaralanmasıyla sonuçlanmış.(doğruluğu kesin olmamakla birlikte) Kitabın genel olarak Acem vb