"Yaptım," diye fısıldadı kız hıçkırıkları eşliğinde. Yüzünü omzuna sürerek yaşını sildi ve gülümseyerek çorbasına baktı.
"Becerdim, bak! Pişirdim."
Enes biri ona balyozla vurmuş gibi sarsıldı. Ne diyeceğini bile mez bir halde onun gülümseyen yüzüne ve çorbaya baktı. Diyebileceği en iyi şeyi söyledi:
"Çorban ... Enfes kokuyor."
İşe yaramıştı. Eslem ona dönmüş ve ışıltılı tebessümünü sunmuştu. İnci gibi yaşlan yanaklarında kurumaya terk edilmişti. Başına, muhtemelen çorbanın içine saçları düşmesin diye, örtüyü andıran bir fular takmıştı. Güzeldi. O kadar güzel ve kırılgandı ki, Enes'in kalbine ağrılar giriyordu.
"Geçekten mi?" diye sordu çocuksu bir heyecanla ellerini çır parak. Havada bir kere zıpladı ve tekrarladı.
"Gerçekten güzel mi kokuyor?" Enes kıvrılan dudaklarına engel olamadı. Çok güzel gülüyordu bu kız. Işıldıyordu: Yanakları çöküyor, sevilesi bir kız çocuğunu andırıyordu. Saçından bir perçem gözünün üzerinde dans ettiğinde Enes daha ne yaptığını bilemeden ona uzandı. Yumuşacık perçemi kulağının arkasına attı. Aralarında patlak veren o boğucu hava yeniden gelmişti ve kız da hissetmiş gibi susmuştu. Şaşkın gözlerini Enes' e dikmiş, nefes nefese ona bakıyordu. Enes elini oradan çekemedi. İçi kavrulsa da yapamadı bunu. Kulağını ve eşarptan artakalan saçlarını okşadı. Elleri bu yeni hissi benimsedi. Yutkundu ve gözlerini yumdu. Gözlerini yumarsa eğer, belki de dayanabilirdi ona dokunmaya. Biraz yaklaştı. Ve biraz daha ... Beyninde bir ses, "Ne yapıyor sun, dur! O hasta!" diye bağırsa da, dinlemedi, dinleyemedi. Günlerdir delicesine istediği gibi burnunu saçlarına yaklaştırdı. Birkaç metre öteden duyulan limon kokusunu daha yakından, çok dahayakından içine çekti. Burnunu dayadı o sarı bukleleri gizlemeye çalışan fulara. Ve ciğerlerine çekti.
"Enfes kokuyor ..."