Meral Rahmet Adıgüzel

Tevbe Suresi
128. Andolsun size içinizden öyle bir peygamber geldi ki sizin sıkıntıya uğramanız ona çok ağır gelir. O, size çok düşkün, müminlere karşı çok şefkatli, çok merhametlidir. 129. (Ey Muhammed!) Eğer yüz çevirirlerse de ki: Allah bana yeter. O'ndan başka ilah yoktur. Ben sadece O'na güvenip dayandım. O, yüce arşın sahibidir.
Reklam
Dünya sevgisiyle hasta olmuş, şikâyet, evham ve boş düşüncelerle dolmuş bir kalbe gelince, Kur'an onun ancak Allah'tan uzaklığını artırır. Şöyle ki bu kimse Kur'an üzerinde hiç düşünmez, onun gereği ile amel etmez. Böyle gafil kimse bir vaaz, nasihat yahut zikir meclisinde bulunsa, orada uzun süre oturmaya güç yetiremez. Aksine, hemen çıkıp gitmeyi düşünür; kendisini kimse görüyor mu diye bakar, bir gören yoksa hemen oradan sıvışıp gider. Yüce Allah da, bu gafil kul, Rabbinden (O'nun zikrinden, marifet ve emrinden) bir şey anlamadığı için kudsî huzuruna girmekten kalbini uzaklaştırır. En doğrusunu Allah Teâlâ bilir.
Tevbe Suresi 124-127. Ayetlerin Tasavvufi İşaretleri
Kur'ân-ı Hakim'i dinleme anında imanın artması, kalbin ağyardan (mâsivadan ve Allah'ın razı olmadığı şeylerden) arınması ve temizliği ölçüsünde olur. Kalbin ağyardan arınması ölçüsünde, ona Kur'an'ın sırları açılır. Sûfflerden biri demiştir ki: "Önceleri Kur'an okurdum fakat bir tat alamazdım. Sonra nefsimle mücâhedeye girdim; onu manevi hastalıklardan temizledim, o zaman, sanki Kur'an'ı Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) ashabına okuyor, ben de ondan dinliyormuşum gibi bir hale geldim. Sonra daha yüksek bir makama yükseltildim. O makamda Kur'an okurken sanki onu Hz. Cebrail [aleyhisselam) Resûlullah'a (sallallahu aleyhi vesellem) okuyor, ben de ondan dinliyorum gibi bir hale ulaştım. Sonra Allah Teâlâ bana daha yüksek bir makam bahşetti. Şimdi ben, Kur'an'ı okurken, onu, kendisiyle konuşulan Allah'tan dinliyorum. O anda öyle bir nimet ve tat buluyorum ki ona sabredemiyorum."
İnsanları uyaran kimsede sertlik, bir kötülük gördüğünde yahut uyardığı kimseye bir şeyi yasakladığında olur. Bir şeye teşvik ve rağbet ettirdiği zaman ise yumuşaklık ve incelik tarafının ağır basması uygundur. En doğrusunu Allah Teâlâ bilir.
Seyyid Ahmed-i Rifâî (kuddise sırruhû) demiştir ki: "Allah Teâlâ bir kulu, dostlarının makamına ulaştırmak istediği zaman, onu önce kendi nefsinin terbiyesi ile mükellef tutar. Kul, nefsini edeplendirip ona istikamet halini kazandırınca, onu ailesinin terbiyesiyle yükümlü tutar. Eğer onlara iyi davrarur ve kendilerini güzel yönetirse onu, beldesinde oturanların terbiyesiyle yükümlü tutar. Şayet beldesindekilere iyilik yapar ve onları hak üzere sevk ve idare ederse, onu beldelerden bir bölgenin irşadıyla görevlendirir. Eğer onlara karşı samimi olur, kendilerini güzel yönetir ve bu arada iç âlemini ıslah ederse, Allah kendisine gökle yer arasında bir rütbe verir ve onun gereğini yapmakla görevlendirir. Gerçekten yüce Allah'ın yarattığı öyle varlıklar vardır ki onları ancak kendisi bilir. Kul böylece, bir semadan diğerine yükselmeye devam eder, sonunda kutub ve gavs makamına ulaşır. Yüce Allah o makamda kendisine gayba dair bazı bilgileri öğretir."
Reklam