Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
"Annem bana masal anlatır."
"Öyleyse seni annem yatırsın." Kendimi tekrar yatağımın üstüne attım. "Ben masal filan bilmiyorum."
Bir süre sessiz kaldın. "Birlikte bir masal uydurabiliriz."
İçimi çektim. "Başla bakalım."
"Bir zamanlar iki kız kardeş varmış. Birisi gerçekten, çok ama çok güçlüymüş ama diğeri öyle değilmiş." Bana baktın. "Sıra sende. Devam et."
Gözlerimi devirip, "Güçlü olan kız kardeş yağmurda dışarıya çıkmış ve neden öyle olduğunu anlamış," dedim. "Çünkü demirden yapılmış ve demir de ıslandığı zaman paslanırmış. Son."
Malum farkın haricinde en iyi dostu kaybetmekle sevgiliyi kaybetmek arasında çok da büyük bir ayrım yoktur, mesele sadece yakınlık ve içtenliktir. Bir an yanınızda en büyük zaferleri ve ölümcül yenilgileri paylaşacağınız biri vardır, sonra ansızın bakarsınız ki o şeyleri şişelenmiş halde içinizde tutmaktan başka yapabileceğiniz bir şey yoktur.
Hiç mi yalan söylenmedi bu dünyada bugüne kadar? Ve yalandan yalana hiç mi fark yok? Yani birisini öldürüp polise o şeyi yapanın sen olmadığını söylemekle, sahiden çirkin bir bebeğe bakıp annesine ne kadar şirin bir bebeği olduğunu söylemek aynı şey midir? İnsanın kendini kurtarmak için söylediği yalanlar vardır, bir de başkasını kurtarmak için. Hangisi daha kötüdür? Gerçeği saklamak mı, yoksa birisinin iyiliği için onu çarpıtmak mı?