Köyden dönerken Livaneli’nin bir söyleşisini dinliyordum. Yeni romanının çok yakında raflarda yerini alacağını söylüyordu. O an içimi tarifsiz bir heyecan kapladı; kitabın yayımlanmasını sabırsızlıkla beklemeye başladım.
Roman, 1968’ların ve 70’lerin politik fırtınaları içinde birbirinden koparılan Selim ve Leyna’nın, ideallerle, sürgünle ve zamanla sınanan unutulmaz aşkını anlatıyor. “Böyle aşklar kaldı mı?” dedirten, umutlarını hiç yitirmeden birbirini özleyen ve bekleyen iki insanın hikâyesi bu.
Okumanın suç sayıldığı, aydınların ve düşünen insanların tehdit olarak görüldüğü karanlık bir dönem: 1968 sonu ile 1970’lerin başı. Kafka’nın Davasını hatırlatır biçimde, bir gün Selim’in kapısı çalınıyor; polisler onu, nedenini bile bilmeden, evinden alıp götürüyor.
Roman, Denizlerin suçsuz yere darağacına gönderildiği o sarsıcı yılların Türkiye’sini anlatıyor. Sokaklar karışık, sorgular acımasız; kimse bir sonraki günün ne getireceğini bilmiyor. Her şeyin üzerinde ağır bir cunta gölgesi dolaşıyor.
Bekle Beni, bir ülkenin özgürlük yolunda çektiği acıların, baskıya karşı direnişin, yalnızlığın, umudun ve dayanışmanın romanı. Livaneli, bir kez daha kalemiyle hem yarayı kanatıyor hem de o yaraya şefkatle dokunuyor.
İçtenlikle tavsiye ediyorum; bu romanı mutlaka okuyun.
#kitaptanalıntılar
Kalp her şeyi beyinden önce seziyor.