"Umutların gerçekleşmesi ne kadar imkansızsa, hayalci de bu imkansızlığı ne kadar fazla hissederse, o ölçüde inatla, safça bu hayallere dalar, bunlardan bir türlü vazgeçemezdi."
Sylvia Plath, ilk ve tek romanı olan Sırça Fanus yayınlandıktan 1 ay sonra intihar etmiş. Bunu öğrendikten sonra bende kitaba karşı dayanılmaz bir okuma isteği doğdu; çünkü yazar, kitabı yazarken kendi hayatından oldukça esinlenmiş, dolayısıyla yarı otobiyografik bir kitap. Ölmek isteği, intihar etme eğilimi içindeki insanların psikolojisini hep merak etmişimdir. Bu yüzden benim için çok ilgi çekici bir kitap oldu.
***
Kitabın ilk yarısında ana karakter olan Esther Greenwood'un sosyal hayatından kesitler var. Bu bölümde üniversite yıllarını, erkeklerle ilişkilerini, kırsaldan geldiği New York gibi büyük bir şehire uyum sağlama çabalarını okuyoruz. Diğer yarısında ise Esther'in nevrotik bozukluklarını, defalarca intiharı düşünmesini ve akıl hastanesinde yatırılırışı anlatılıyor. İnsanı intihara götüren nedenlerin ruhsal altyapısı, bunun nasıl bir kararlılık istediği ve herşeyden vazgeçişe sürüklenişin dehşet verici öyküsü yani...
***
Depresif bir dönem yaşıyorsanız bence kitabı okumayın, açıkçası kitabı okurken bende de intihar etme isteği olurmu diye korktum, çünkü yazarın hayatını araştıran ve bundan oldukça etkilenen Nilgün Marmara 'nın intihar sebebinin bu etkileniş olduğu söyleniyor.
***
Yazarın feminist düşüncelere sahip olduğunu da satır aralarından hemen anlıyorsunuz...
***
Birkaç alıntı :
"Eğer birinden hiçbir şey beklemezsen hayal kırıklığına uğramazsın."
*
"Bir erkeğin evlenmeden önce bir kadına verdiği tüm güllere, öpücüklere ve akşam yemeklerine karşın, gizliden gizliye istediği tek şey, evlilik işlemleri biter bitmez kadının mutfak paspası gibi ayaklarının altına serilmesiydi."
*
“Sessizlik bunaltıyordu beni. Sessizliğin sessizliği değildi bu. Benim kendi sessizliğimdi.”
*
"Tıpkı bir kasırganın merkezindeki sakin bölge gibi durgun ve bomboştum,
Nefret ettiğim bir şey daha varsa, o da insanların kendinizi berbat hissettiğinizi bildikleri halde neşeyle hatırınızı sorup, "iyiyim", demenizi beklemeleridir.