Kitaplar geçmişi bugüne, bugünü geleceğe bağlıyordu. Kitaplar insanları bir araya getiriyor ve başka türlü tanıyamayacakları dünyalara onlar için yol açıyordu.
Nazan Bekiroğlu'nun okuduğum ilk kitabı Mücella. Sınavlar yüzünden uzun zamandır elimdeydi sonunda bitirebildim. Kitabı pek akıcı bulmadım ama okurken pek çok şey öğrendiğimi ve yazarın ne kadar başarılı olduğunu düşünüp durdum. Nazan Bekiroğlu'nun dili gerçekten çok güzel, iyi ki yazar olmuş dedirtiyor.
Kitapta Yusuf Ziya'nın aşkından çok etkilenmiştim. Yusuf Ziya'nın Suna'ya yazdığu mektubu okurken içimden bir şeyler koptu sanki. Çok duygusal bir mektuptu gözlerimin dolmasını engelleyemedim. Mücella'ya gelince ne kadar temiz kalpli ve ne kadar pek çok şeyi yaşayamamış olsa da hiç isyan etmemiş olması çok güzeldi. Şaşırtıcı derecede sakin olmasına bazı bazı şaşırmadım değil. Ama onu Mücella yapan da bunlardı belkide.
Nazan Bekiroğlu'nun kitapları arasında dilinin en sade olduğu kitabının Mücella olduğunu okudum yorumlarda. Bu yüzden diğer kitaplarını gerçekten çok merak ediyorum, en kısa zaman da okuyacağım.
Sevda dediğin ne ki? Tarifsiz bir tanışıklık duygusu. Sebepsiz bir gülümseme arzusu. Rüzgâr esti. Mantonun düğmelerini iliklerken sen de bana gülümsedin. Sen bana gülümsediysen bu sana değil bana bir şey katmış demekti.
Acaba? Bu ümit bile yetti.