Seçtiğim kitap Anna Karenina’ydı. Nedendir bilmem, uzunca bir Rus romanı okumak istiyordum. Anna Karenina’yı bir kez okumuştum. Yanılmıyorsam lise yıllarımda. Kitabın tam öyküsünü hiç anımsamıyordum. Giriş bölümü ve sonunda kahramanın kendini trenin altına atarak intihar edişi kalmış belleğimde. “Bütün mutlu aileler birbirine benzer; her mutsuz aileninse kendine özgü bir mutsuzluğu vardır.” Böyle başlıyordu.
Güçlü bir rüzgâr esecek olsa, bedenim havalanıp dünyanın en uç noktasına kadar gidiverir herhalde, diye düşünüyordum. Dünyanın en uç noktasındaki adı duyulmamış, hiç görülmemiş topraklara... Böylece orada bedenim ve bilincim sonsuza dek ayrılırdı birbirinden. O yüzden, bir şeylere sımsıkı sarılmak istiyordum. Fakat etrafımı ne kadar kolaçan edersem edeyim, hiçbir yerde sarılabilecek bir şey göremiyordum.