Hiç kimse bendeki değişikliğin farkında değildi. Benim hiç uyuyamadığımın, durmaksızın kitap okuduğumun, aklımın gerçeklikten yüzlerce yıl, on binlerce kilometre uzakta bir yerde olduğunun hiç kimse farkına varmadı.
Ben bir an önce kitaba dönmek istiyordum. Tek başıma koltuğa uzanıp, çikolata yiyerek Anna Karenina’dan sayfalarını çevirmek istiyordum. Bulaşıkları yıkarken, sürekli Vronski hakkında düşünmüştüm. Nasıl oluyor da Tolstoy denen adam, roman kahramanlarının hepsini böylesine ustaca avucunun içinde oynatabiliyor, diye. Tolstoy, kahramanlarını muhteşem bir şekilde tasvir ediyordu. Fakat tam da bu yüzden, bir tür kurtuluş şansından mahrum bırakıyordu onları.
Acaba en son ne zaman bir kitabı baştan sona okuyabildim? Bir de, acaba hangi kitaptı o okuduğum? Ne kadar düşündüysem de o son kitabın adı aklıma gelmedi. İnsanın yaşamı nasıl oluyor da böylesine değişip, tam tersi bir hal alabiliyor, dedim içimden. Bir zamanlar tutkuyla, durmaksızın kitap okuyan o eski ben nereye gitmişti acaba?