Tolstoy'un kendini arayış serüveni ölünceye kadar sürdü. Karısı bile onu anlamadı. Tolstoy, bir çocuk gibi hayata küstü ve kaçtı. Seksen iki yaşındaki karanlık ve yağışlı bir Ekim gecesinde köyünden ayrıldı. Yolda hastalandı. 7 Kasım 1910'da küçük bir tren istasyonunda hayata veda etti.
Yalnız başıma, sakince kitap okumak istiyordum ben. Her gün tamı tamına bir saat yüzmek. Dahası, her şeyden öte, özgürlüğe ihtiyacım vardı. Benim arzuladığım buydu.
Eğer ölüm hali bir mola değilse, bizim güçsüzlüklerle dolu, bütünlükten yoksun yaşamlarımız nasıl kurtulur? Fakat nihayetinde, ölümün nasıl bir şey olduğunu kimse anlayamaz. Kim ölümü gerçekten tecrübe edebilmiş ki? Hiç kimse. Ölümü tecrübe edenler çoktan öldüler. Yaşayanlar arasında, ölümün nasıl bir şey olduğunu bilen tek kişi bile yok.
Dünyanın hiçbir değişikliğe uğramadan dönüp durmaya devam ettiğini sanıyorlar. Fakat öyle değil işte. Dünya onların farkında bile olmadığı anlarda hızla değişiyor.