Bu acının bedenimdeki yerini tespit etmeye çalışıyorum, kaynağı tam olarak neresi? Şimdi göğsümün derinliklerinde, diyaframın olduğu yerde, beni boğuyor, nefes almamı engelliyor. Aslında bu göçebe bir ağrı. Şimdi yukarıda boğazımda, ağlama merkezinin oralarda bir yerde. Şu anda hamur kıvamında, tam pişmemiş bir ekmek gibi, yutması zor.
İşitilen şey, görülen şeyden daha dehşet verici olabiliyor sanki. Sadece sözcükler ölüm gerçeğini kesinleştirebilir. Biri “o öldü” demediği sürece hâlâ bir umut vardır.
Babam öldü ve babam ölüyor tümüyle farklı iki cümle. İlki bir olgu, bir sonuçtur, ikincisi - bir roman. Umut ve çaresizliğin birbirini besleyip alevlendirdiği uzun bir hikaye.