Meryem Bayrak

Yahya Kemal kendisinden başka hiç kimseyi düşünmeyen, tamamiyle bencil, kaskatı bir adamdı. Nâzım Hikmet’in annesi ressam Celile Hanımla, uzun süren fırtınalı bir aşk yaşamıştı. Annem bir gün ona, “ne yazık, birbirinizi bir türlü sevemediniz” demiş. Yahya Kemal de “hayır, birbirimizi çok sevdik; ama aynı zamanda değil” diye yanıt vermiş. Ne var ki, şiirsel bir lâftan başka bir şey değildi bu: Celile Hanım onunla evlenebilmek için eşinden ayrılmıştı. Gelgelelim Yakup Kadri’nin dediği gibi, Yahya Kemal tam bir “küçük burjuva” gibi davranmış; aşkı uğruna kurulu düzeni hiçe sayan bu sanatçı kadınla birleşmeyi göze alamamıştı. Yakup Kadri’ye şöyle demişti: “Bu kadar dile gelmiş bir kadınla ben nasıl evlenebilirim? Sonra herkes bana ne der? Ne gözle bakar.” Gene Yakup Kadri’nin açıkladığı gibi, o sırada Darülfünûn’da müderristi. Çıkarları aşkından çok daha önemli olduğundan, saygınlığını sarsacak bir duruma düşmek korkusuna kapılmıştı.
Reklam
Ahmet Haşim’in kişiliği bana ne kadar çekici geldiyse, Yahya Kemal’inki de o kadar itici geldi. Yahya Kemal usta bir şair, ama küçük bir insandı. Onu tanımadan yalnız şiirlerini okuyanlara gıpta ediyorum. Ne yazık ki, ben yakından tanıdım onu. Nâzım Hikmet’in bir şiirinde dediği gibi, göğsünde yürek yerine bir “idare lambası” yanardı. O idare lambasının cılız ışığı bile sönerdi zaman zaman. Üvey babamın yalancısıyım ama, Falih Rıfkı, “Mustafa Kemal’in ayaklarına kapanıp yalvaran bir tek kişi gördüm hayatımda. O da Yahya Kemal’di. Resmen ayaklarını öpüyordu” demişti.
Ahmet Hamdi Tanpınar ile vapurda karşı karşıya oturmuşuz. Hamdi, benim kılık kıyafetime, kitap okumama bakmış, “bu kız mutlaka Haşim’e gidiyor” demiş. Nitekim, aynı anda girdik Bahariye’deki eve. (Zaten Hamdi’nin bir medyum yanı vardı. El falınıza bakar, her şeyi bilirdi.)
Ahmet Haşim, Yahya Kemal gibi Gazi Mustafa Kemal Paşa’ya yalvarıp yakarıp, milletvekili ya da büyükelçi olmaya tenezzül etmedi. Çanakkale’de yedek subay olarak savaşa katıldığı halde, düşmanları “o Bağdatlıdır, kendi memleketine geri dönsün” diye homurdanmaya başladılar. Irak hükümeti de onu davet ediyor, yüksek maaşla memuriyetler vaadediyordu. Akrabaları ve kardeşi bu davetten yararlandılar; ama Haşim Türkiye’de kaldı.
Haşim bir genç kıza âşık olmuş. Kızın kırk yaşlarında dul annesi, Haşim ile annemi yemeğe davet etmiş. Ananın da, kızın da bu evliliği çok istedikleri besbelliymiş. Ne var ki, Haşim bu duruma sevineceğine, o eve ayak bastığına bin pişman görünüyormuş. Kapıdan çıkar çıkmaz, şöyle bağırmış: “Şefika, gördüm! Kızın kırk yaşında annesine tıpkı benzeyip nasıl olacağını gördüm! Ben o kızı istemem!” Yakup Kadri’nin annesiyle kız kardeşinin, Haşim için kız istemeye gitmeleri aynı fiyaskoyla sonuçlanmış. Üstelik müstakbel kayınvalidenin, Haşim’in sofrada beğendiği uskumru dolmalarından birini paketleyip Haşim’in cebine koyması, duruma tüy dikmiş. O kızın yüzüne de bir daha bakmamış.
Reklam