Ahmet Haşim yakışıklı bir erkek değildi. Yanağında bir Halep çıbanının büyükçe bir izi vardı. Gelgelelim, zekâ eksikliği çok yakışıklı bir erkeği dakikasında çirkinleştirdiği gibi, Haşim’in gözlerinden fışkıran zekâ, onu dakikasında güzelleştirirdi.
Haşim kendini çirkin sanırdı. Büyükada’daki evde geçirdiği ilk geceyle ilgili bir öykü anlatmıştı annem: Sabah, Haşim’i kahvaltıya çağırmak için aşağı kata inince, hizmetçi, konuğun çoktan gittiğini, yattığı odada bir pusula bıraktığını söylemiş. Haşim o pusulada annemi suçluyormuş. Çirkinliğini iyice meydana çıkarmak amacıyla, onun fotoğrafını, iki güzel erkeğin fotoğrafı arasına koyduğunu yazıyormuş. Annem, hoşuna gider umuduyla, Haşim’in fotoğrafını, babamınkiyle şişmanlamadan önce güzel yüzlü bir genç olan Yahya Kemal’inki arasına koymuş meğer. Haşim evden çıkmadan önce, kendi fotoğrafını paramparça etmeyi de unutmamış.
Sen kendini çirkin sansan da bu yazdığın şiirler seni güzel göstermeye yeter de artar bile #ahmethaşim
Fotoğrafçı bir dalgınlık sonucu, Mustafa Kemal ile Halide Edip’i aynı filme çekmişti. Önde net bir Mustafa Kemal; arkasında da, bir gölge halinde, hayal meyal görünen bir Halide Edip vardı. Fotoğrafın altında da “Mustafa Kemal Paşayı yönlendiren kadın” anlamına gelen “the woman behind Mustafa Kemal Pacha” yazılıydı. Halide Edip’in istediği buydu. Gazi’yi desteklemekle kalmayıp, ona yol gösteren kadın durumuna gelmeye karar vermişti. Bu isteğini gerçekleştiremeyeceğini anlayınca da, yenilgiye katlanamamış; memleketten uzaklaşmayı yeğ tutmuştu.