Merve

Yere düşmedi, göğe de çıkmadı. Sadece sert bi rüzgar esti, elimdeki elbise parçasını savurdu. Sanki tüm ciğerlerim Leyla'yla doldu. Hücrelerime kadar hissediyordum Leyla'yı. Damarlarımdan kan değil Leyla'nın saçları uzaniyordu sanki kalbime doğru. Terlemeye başladım. Ateşler içinde yanıyordum. Ağlamaya başladım. Gözlerimden kumlar aktı. Mideme sert bir darbe yemiştim sanki. Kusmaya başladım. Ağzımdan kumlar boşaldı. Ellerime baktım. Parmak uclarimdan baslayarak bileklerime kadar kum olup eridi ellerim. Önce ayakkabım kumla doldu, ardından dizlerime kadar kum içinde kaldım. Bacaklarım, kollarım, yüzüm, saçlarımın uçlarına kadar kum olup eridim. Kendi çölünde kaybolan bir Mecnun değil, kendisi çöl olan bir Mecnun oldum. Şimdi Leyla çölde bir rüzgar esintisi. Bense çölde bir kum tanesiyim. Belki şu koca çölde bir meltem eser diye bekliyorum. Eser de Leyla bir kez olsun bana dokunur diye bekliyorum.
Reklam
Uykuyla uyanıklık arasinda neyin gerçek neyin rüya olduğunu tam anlayamadığı kısa bir an vardır insanın. Uzun süredir o anı yaşıyor gibiyim. Bi saniye mi geçti yoksa bi ömür mü bilemiyorum...
"İsmail?" "Aaa nasıl da bildin kız?" "Göremediğim zaman da bu kadar renkliydin sen İsmail."
Sanki bi daha gorusmeyecekmisiz gibi manasizca sarıldık. Ama son sarilmaniz olacak bu deseler, hepsini sımsıkı tutar, hiç bırakmadan sonsuza kadar sarılmak isterdim.
Çocukken babam hakkında düşündüğüm iki şey vardı; biri babamın her şeyi bildiği, diğeri de ölümsüz olduğu. Büyüdükçe bu düşüncem de kayboldu gitti. Zamanla babamdan daha çok şey bildiğimi, hatta babamın aslında hiçbir şey bilmediğini bile düşünmeye başladım. Ama bugün gördüm ki, babam gerçekten de her şeyi biliyor. Ve umarım ölümsüzdür de asla ölmez.