Biliyorsun; Cumhuriyet çocuklarını yetişmeleri için dışarı yollamaya gayret ediyordu. Dahası sadece tıp ve mühendislik alanında değil; tarih, arkeoloji, filoloji için de gönderilenler oldu. Elbette güzel sanatlar ve musiki dallarında da; özellikle Batı müziğini öğrenip orkestraları, operaları tanısınlar diye dışarı yollananlar vardı. Eğitim bursları verildi. Opera kurulmaya çalışıldı. Şurası çok açık ki, opera o zamanlarda dahi bu topraklar için çok yeni bir şey değildi; çünkü Osmanlı'da dinleniyordu. Padişahlar opera ve operet truplarını izliyorlardı. Saray tiyatrosuna davet edilen gruplar da oluyordu. Ama en önemli safha, tabii ki genç Türkiye Cumhuriyeti'nin bir opera kurmaya kalkışmasıdır.
İşte bu hareketi Atatürk başlattı. Evvela konservatuvarlar kurdu. Bu konservatuvarlar, daha önceki Musiki Muallim Mektebi'nin geliştirilmiş bir safhasıydı. Devlet; sahne sanatlarını, filarmoni ve tiyatro kurumlarını desteklemeye başlamıştı. Burada önemli bir nokta var. Alanının en büyük isimlerinden Carl Ebert, Atatürk tarafından Türkiye'ye getirildiğinde; Ulu Önder onun operayı kurmak için kaç yıla ihtiyacı olduğunu öğrenmek istemişti. Hatta hevesle ''Beş yılda yapabilir misiniz?'' diye sormuştu. Ebert, ''Bu biraz zor,'' diye cevap verince Atatürk üzülmüştü ama kabullenip programa devam etmişti. Neticede opera, Atatürk'ün ölümünden sonra gerçekleşti. Yine Fazıl Say gibi isimlerin çıkışı Ulu Önder Atatürk'ün başlattığı hareketin neticesidir. Tekrarlayalım: Bunu ''Büyük Adam'' başlattı. Biz de ona layık şekilde devam ettirmeliyiz.
...
Marangozluğa, demirciliğe yeteneği olan da ona göre okur. Prenses Margaret'in oğlu; yani Lord Snowdon iyi bir marangozdur, mobilyacıdır. Ama onun da eksiği var! Bir karşılaştığımızda kendisine sormuştum. Bilemedi! Kim olduğunu sana söyleyeyim. Çok açık ki II. Abdülhamid Han, emperyal marangozların en büyüğü, en kabiliyetlisidir. Padişah olmasa, piyasada marangozluk işi tutsa milyarder olurdu. Avrupa çapında mobilya çıkarırdı. Yaptığı işler ortadadır fakat kimsenin haberi yok. Müzeye, saraya bir iki masasını koyarlar ama kimse gidip de Seyhülislamlık'taki, yani İstanbul Müftülüğü'ndeki Şeriye Sicili arşivlerinde bulunan raflarına bakmaz. II. Abdülhamid abartmıyorum, marangozluk alanında bir dehadır. 16'ncı asırdan kalma evrakın hem hava almasını hem de bozulup kurtlanmamasını temin eden enteresan dolaplar imal etmiştir. Nasıl bir perde çekmiş, kavelaları nasıl yerleştirmiş! Tam bir marangozluk dehası...
...
Eğitim düzeyini rahatlıkla anladığım bir yöntemim var. Üniversitede bazı imtihanlarda çocuklara harita çizdiriyorum. O haritaların çiziminden elde ettiğim sonuç utanç verici... Bazıları katiyen çizemiyor, komik şeyler karalıyorlar. Şüphesiz haritayı ilkokulda öğrenemeyen insanlar, üniversitede de çizemez. Siz de bir insanın aldığı eğitimin düzeyine bakmak istiyorsanız onun nasıl harita çizdiğine bakabilirsiniz, bu gayet teknik bir meseledir.