Çocukluktaki mutluluğa katkıda bulunan bir şey daha vardır. İlkbaharın başlarında nasıl ki tüm yapraklar aynı renkte ve hemen hemen aynı biçimdeyseler; biz de, küçük çocukluğumuzda, hepimiz birbirimize benzeriz, bu yüzden eşsiz bir uyum içindeyizdir. Ergenlikle birlikte farklılaşma başlar ve bir çemberin yarıçaplarının arasındaki açıklık gibi, giderek daha da büyür.
Tam da bu yüzden, çocukluk yılları öyle mutludur ki, sürekli özlemle anılırlar. İmdi, biz böyle bir ciddiyetle, kendimizi şeylerin ilk somut anlaşılmasına verirken, öte yandan eğitim bize kavramlar kazandırmaya çalışır. Ne var ki, kavramlar asıl önemli olanı sunmazlar: Bu daha çok, tüm bilgilerimizin temeli ve sahici içeriği olarak, dünyanın somut kavranışında yatar. Ama bunu da ancak kendimiz kazanabiliriz, bize herhangi bir biçimde öğretilemez.
Bu yüzden tüm şeyler özellikle de insanlar, icten bakıldığında bir panik korkusuyla doludurlar. Ayrıca panik korkusunun karakteristik özelliği, kendi nedenlerinin tam olarak bilincinde olmaması, onları bilmekten çok varsayması, hatta gerektiğinde korkunun kendisini, korkunun nedeni olarak görmesidir.