Türk edebiyatının başyapıt eserlerinden biridir. Falih Rıfkı Atay'ın keskin kalemi kitabı okurken ziyadesiyle hissettirdi beni. Hele ki bir annenin feryadını okumak beni çok duygulandırdı.
Bugünün Ortadoğu bölgesinde ki yaşanan gelişmeleri anlayabilmemiz için okunması gereken kitaplardan biri şiddetle tavsiye ederim.
İstasyonda bir kadın durmuş, gelene geçene:
- Benim Ahmet'i gördünüz mü? Diyor.
Hangi Ahmet'i? Yüz bin Ahmet'in hangisini?
Yırtık basmasının altından kolunu çıkararak, trenin gideceği yolun, İstanbul yolunun aksini gösteriyor:
- Bu tarafa gitmişti, diyor.
O tarafa? Aden'e mi, Medine'ye mi, Kanal'a mı, Sarıkamış'a mı, Bağdat'a mı?
Ahmet'ini buz mu, kum mu, su mu, iskorpit yarası mı, tifüs biti mi yedi? Eğer hepsinden kurtulmuşsa, Ahmeti'ini görsen,ona da soracaksın
- Ahmeti'mi gördün mü?
Hayır... Hiç birimiz Ahmet'ini görmedik. Fakat Ahmet'in her şeyi gördü. En alasından cehennemi gördü.
Gözyaşının hiçbir faydası olmadığını anlamak için, Yahudilerin Kudüs'te yüzlerce yıldan beri her cumartesi günü başlarını dayayıp ağladıkları taşı ziyaret ediniz: Yüzlerce yıllık gözyaşı, bu ağlama duvarını bir santim aşındırmamıştır.
Paranın ne büyük kuvvet olduğunu anlamak için ise, Filistin'de yoğun Arap nüfusunu topraklarından süren siyonist sömürgeciliğini görün. Yüzlerce yıllık gözyaşı, bir külçe altına değmez. Balfur'un bir nutku, Davud'un bütün mezmurlarından daha tesirlidir.