Fikrin korkusuz olduğu ve başın dik tutulduğu yerde;
Bilginin serbest olduğu ve dünyanın hususi duvarlarla dar bölmelere ayrılmadığı yerde;
Kelimelerin, doğruluğun derinliklerinden meydana çıktığı yerde;
Sa'yin, kollarını kemale uzattığı yerde;
Berrak akıl nehrinin, ölmüş adetlerin hazin çölünde yolunu kaybetmediği yerde;
Zekânın mutamadiyen genişleyen fikir ve fiile senin tarafından sevk edildiği yerde;
Tanrım, sen benim memleketimi, işte bu hürriyet cennetinde uyandır.
"Mahbus, söyle bana, seni bağlayan kimdi?"
"Benim Efendimdi." Mahbus cevap verdi.
"Zenginlik ve iktidar hususunda herkese tefevvuk edeceğimi sanıyordum ve kendi hazineme, kralıma ait olan parayı yığdım. Uykumu yenemeyince Efendimin yatağına uzandım ve uyandığım zaman gördüm ki kendi hazine dairemde bir mahbusum."
"Mahbus, söyle bana, bu kırılmaz zinciri kim dövdü?"
Mahbus, "Bu demiri ben kendim dikkatle dövmüştüm," dedi. "Sandım ki yenilmez iktidarım, beni ihlal edilemez bir hürriyet içinde bırakarak, bütün dünyayı bir esir gibi tutacaktı. Böylece gece ve gündüz büyük ateşler ve zalim, sert vuruşlarla zincirin üstünde çalıştım. Nihayet tam çalışma bitmiş ve zincir halkaları kırılmaz bir şekilde tamamlanmıştı ki, onun beni bağlamış olduğunu gördüm.