Zaten büyük bir Roma tarihçisi olan Mary Beard'in böylesine uzun ve karmaşık bir şehrin ve devletin tarihini tek kitapta yazabilmesi takdire şayan. Zor olanın, çok bilenin az yazması olmasının yanında; yazarın ele aldığı bin yıllık tarihin detaylarını da vermesi çok ufuk açıcıydı. Roma tarihine giriş açısından da çok iyi bir kitap olduğunu düşünüyorum Spqr: A History of Ancient Rome'un, çünkü daha çok efsanelerle şekillenen Roma Krallığı'nın kuruluşundan İmparator Caracalla'nın imparatorluk sınırları dahilindeki herkesi Roma vatandaşı yapmasına kadar giden süreci, nedeniyle sonucuyla basit bir biçimde anlatılıyor.
Tabii ki asıl büyük başarısı bir ders kitabı gibi kronoloji sunmasında değil, Batı medeniyetini en çok etkileyen bu devletin antropolojik detaylarına değinmesinde. Kitapta, kanıtlar el verdiğince, kadınların nasıl yaşadığını, ölümle ilgili ne gibi adetler olduğunu, fakirlerin ne gibi yaşamlar sürdüğünü, baştakilerden ne gibi talepleri olduğunu veya nasıl da umursamadıklarını okuyoruz. Bu insani ve kültürel detaylar, yeni öğrenen biri açısından değerliydi ve bir medeniyeti daha iyi tanıdığımı hissetmemi sağladı.
Önemli noktalardan biri de yazarın, mitlerle gerçekleri ayırması ve bunları okuyucuya özenle sunması olduğunu düşünüyorum. Çünkü, dünyanın en ünlü antik medeniyetlerinin birinin üstünde tabii ki çok fazla düşünce var, çok fazla yakıştırma ve yerleştirme var. Beard, bunlara dikkat ediyor ve sağlam temeller üzerinden kitabını kurguluyor, kitabın merkezine Cicero'yu koyması da aynı sebepten. Roma'nın en kritik dönemlerinden birinde önemli rol üstlenmiş, konsüllük de yapmış Cicero, tarihe asıl izini çok fazla yazmasıyla bırakıyor. Mektuplarıyla, anılarıyla, konuşmalarını yazıya dökmesiyle imparatorlardan bile daha bilinir olmayı başarıyor ve bir sürü noktadan Roma tarihi
Kitabı, Vakıf'ın Sınırı'nda bıraktığımız yerden açıyoruz ve sezgisel olarak galaksinin geleceğine karar veren Golan Trevize, bu kitapta ise doğru kararı verip vermediğinin peşine düşüyor. Bliss ile hayli sıkıcı, tekrar eden tartışmalar yaparken farklı gezegenleri gezip Dünya'yı bulmaya çalışan ekibimizin yolculuğunda Isaac Asimov bize olası geleceklerden örnekler sunuyor. Bürokratik, sıkıcı Comporellon ile başlayıp aşırı gelişmiş teknolojileri ve robotlarıyla akıl almaz derecede bireyci Solarialılara oradan da küçük bir alanda neredeyse telepatik yaşayan topluluk Alpha'ya geçiyoruz.
Bu küçük örneklem ile Trevize'nin kararında güzel bir yolculuğuna çıkıyoruz aslında, bireyciyi de görüyoruz toplumcuyu da; özgür iradeyi de kolektif bilinci de. Fakat, Vakıf serisinin kronolojik olarak son kitabı olan bu kitap pek de Vakıf gibi hissettirmiyor açıkçası; daha çok, Robot serisinden gelen yerler ve karakterler ile birlikte Asimov külliyatının sonuymuş gibi hissettiriyor. Bu, muhtemelen o seriyi okumuş olanlar için çok heyecan verici olsa da bu seriyi kendi içinde biraz düşürüyor bence. Zira sonunda Hari Seldon'ın psikotarihinin de artık geçerli olmadığı sonucuna geliyoruz.
Felsefi açından düşündürücü, zihin egzersizleri yaptıran bu kitap belki benim beklentilerimi karşılayamadı ama yine de beğenmedim diyemem. Merak ettirici ve akıcı bir dilde yazılması da bunda muhtemelen bir etken.