Bir kitabı kapatıp diğerini açarken, tuhaf bir bağlantı cümlesiymiş ya da kötülüklerden koruyan bir duaymış gibi mırıldandığım bir dize beni ele veriyordu:
Bir gün herkes kendisi olsun.
Biliyoruz ki bazı sesler, bazı sahneler, bazı renkler ya da bazı cümleler insanın aklına mıh gibi çakılıp kalıyor. Bunlar insana bir süre eşlik ediyorlar hatta. Daha sonra da herhalde ya bilmediğimiz bir şeye dönüşerek varlığımızın başka bir köşesinde yuvarlanıyorlar ya hatırladığımız şeylerin içinde eriyorlar ya da bir şekilde unutuluyorlar. Bazıları da öylece duruyorlar çakıldıkları yerde. Asla unutulmuyorlar başka bir deyişle elimizde, dilimizde geziyorlar.