Az önce bitirdim. Kitap iki kısımdan oluşuyor ilk 172 sayfasında tanımlamalar var. Kavramsal bir çerçeveyi ince ince, ısrarla ve çok açık bir şekilde anlatıyor. İkinci yarıda bu kavramları örneklerle çeşitlendiriyor. Uyanık bir Mısır tarihçisinin tarihsel şahitliğini kültür teorisine dönüştürme kitabı bu. Kitap, kültürün oluşumudan ziyade çağdaş kültürel çeşitliğin kökeklerine ışık tutuyor. Yani mevcut kültür günümüze kadar nasıl ulaştıyı inceliyor. 3 büyük medeniyeti konu alıyor, bu kapsamda. Mısır, İsrail ve Yunan uygarlıkları. Mısırda metinsel bir aktarım vardı diyor. Burada metin tam metin olarak değerlendirilemez, ikonlar şeklindeydi diyor. Bu ikonik metinlerde dini bir anlam ve mevcut kuralların korunması (kültürü dondurma-kanonlaşma) geleneği vardı. Metinler ilahi olduğu için bunlara ekleme ya da çıkartma yapılmama kanonu vardı. İsrail metinlerinde de aynı amaç vardı. Yazı vardı (ikonik değil) olanı değiştirmeme kanonu mevcuttu. Ancak buna ek olarak kanonu yorumlama amacı vardı. Yani metne bağlı kalarak yaşananları günümüze uyarlama. Bu da demekti ki yeni bir uzman grubunun oluşması. Unutmayı engelleme kurumu yaratıldı. Buradan milliyetçilik doğdu. -Biz çok çektik, herkesten farklı bir milletiz mesajı aktarılıyor kendi soydaşlarına. Yunan kültüründe de metin var - hatta daha zengin ancak burada dini bir kanondan bahsedilemez. Burada özgürlük var. Dini bir anlam yok. (Ama Homeros’un İlyada’sı Yunan milletini milliyetçi yapan kaynaktı diyor. )Kanon ve klasik ayrımı işte bu açılardan kaynaklanıyor. İnsanlar Mısır’dan devleti, İsrail’den Milleti, Yunandan da özgür düşünceyi öğrendi diyor kısaca. Peki bu üç kültürdeki üç farklı tepki neden doğdu diyor? Başka devletlerin veya olayların baskın çıkmasıyla eski kültürün unutulmamasına yönelik kaygı bu aktarım tarzını