Bir gün yok olacağını kuvvetle hissederse, yaşamın nasıl sonsuz bir değere sahip olduğunu da asıl o zaman anlıyordu. Madalyonun bir yüzü ne kadar büyük ve belirginse, diğer yüzü de o kadar büyük ve belirgindi. Yaşam ve ölüm aynı şeyin iki yüzüydü.
İnsan öleceğini fark etmiyorsa, varoluşunu da yaşayamaz diye düşündü.
Yapmacıklık her zaman bir küçümseme uyandırır. Birincisi korkuya dayandığında, korkakça olduğu için bir aldatmaca olarak; ikincisi insanın olmadığı gibi görünmek istediği için ve bunun sonucunda olmadığı şeyi olduğundan daha iyi kabul ettiği için.
Hiç kimse kendinden fazlasını göremez. Herkes başkasında, kendisi olabildiği kadarını görür, çünkü onu ancak kendi zekası ölçüsünde kavrayabilir ve anlayabilir.
Yalnızlığın dezavantajlarından birisi; sürekli evde kalmak yüzünden, bedenimiz dış etkilere daha çok duyarlılaşır ve en küçük bir hava akımı bile bizi hasta edebilir. Bu yüzden sürekli köşeye çekilmişlik ve yalnızlık yüzünden, ruhsal durumumuz öyle duyarlı olur ki, en önemsiz olaylar, sözcükler ve hatta salt tavırlar yüzünden huzursuz olur ya da hastalanır ya da incinirz. Oysa sürekli kalabalığın içinde kalan biri, bunları dikkate almaz bile.