“Bir ülkeyi ve insanlarını, onların 350 yıllık tarihine tanıklık eden bir köprünün dilinden anlatan olağanüstü bir roman.”
Bir insanın doğumunu, büyümesini, hayatının gel-gitlerini, tükenişini anlatan yazılar gibi bir köprünün hayatını ve etrafındaki olayları, savaşları, isyanları, eğlenceleri anlatıyor kitap. İsmi geçen köprü ise Sadrazam Sokullu Mehmet Paşa’nın Drina Irmağı üzerine kurulan Drina köprüsü.
Köprünün yapılışından itibaren üç yüz elli yıllık bir sürecin sonuna kadar o dönemde yaşayan biriymişim gibi olayların bir tanığı olarak okudum kitabı. Sırp isyanı, hastalık salgınları, sel, Avusturya işgalleri, Balkan Savaşı gibi bir çok dönem olayı, köprünün etrafında, nefis bir anlatımla aktarılmış.
Nobel ödülünü bu kadar hak eden başka bir yazar olmayabilir. Okuyalım, okutalım.
Her öyküde bir gariplik var. Okurken sorgulamaya başlıyorsunuz ama bir diğerine geçerken cevaplarınız yok. Ya hayatta çok yer kaplayan birinin ya da bir hiç olmuş bir karakterin içindeyiz. Arası yok bu öykülerin. Ruh-beden dengesizliğini dünyada kapladığınız yer üzerinden düşündürüyor. Farklı bir kalem.