İçimde bir sevda bitmek bilmeyen,
Sana nasıl anlatayım bilmem ki..
Bir kalp çarpıntısı gitmek bilmeyen,
Sana nasıl anlatayım bilmem ki..
Üstün ince giysen ben üşüyorum,
Ayağın takılsa ben düşüyorum,
Bardağın birikse ben taşıyorum,
Sana nasıl anlatayım bilmem ki..
Sen benim gönlümde duyduğum sevgi,
Sen benim duyduğum sesin ahengi,
Senmişsin gördüğüm eşyanın rengi,
Sana nasıl anlatayım bilmem ki..
Kara gözlüm unutturdu kendini,
Ardından dökmedik yaş bırakmadı,
Yakıp yıktı yüreğimin kentini,
Taşların üstünde taş bırakmadı.
Çekilmiş ok gibi gerildi gitti,
Kendini gizledi sır oldu gitti,
Benim şu sevdamdan yoruldu gitti,
Ağzımdan düşmedik diş bırakmadı.
Söylediği son söz gücüme gitti,
Sanki beni tutup ölüme itti,
Söylerken gözümün içine baktı,
Hoşçakal dedi de hoş bırakmadı.
Bilmem neydi ayrılığın gereği?
Hangi yüreksize kaydı yüreği?
Giderken elinde vardı küreği,
Bir çukur kazmıştı, boş bırakmadı...
Bir insan mezara girince değil,
Ağlayan kimsesi kalmazsa ölür.
Ramazan ve Kurban Bayramı olur,
Mezarın' kimseler bulmazsa ölür.
Belki bir ev kurdu için' döşedi,
Birazcık su içti biraz aş yedi,
Kendimce o da bir hayat yaşadı,
Kimse hatırasın bilmezse ölür.
Bu yandayken birden oldu o yanda,
Ne çare Azrail cana kıyanda?
Öyle durup durur iken bir anda,
İnsanın aklına gelmezse ölür.
Ölüm ki insanın değil yaşında,
Dolanıyor hepimizin peşinde.
Künyesi yazılmış mezar başında,
Bir duası eden olmazsa ölür.