"Diğer yorumunuza gelince; benim yaşama amacım bundan..." diyerek başparmağıyla gövdesini gösterip devam etti, "bu sefil canlı hücrelerden tamamen ayrı. Yaşamımın bir niçini var, nasılına da tahammül gösterecek güce sahibim On yıllık bir yaşam amaçlıyorum, bir misyonum var. Burada" derken başını gösteriyordu, "kitaplara, neredeyse bitmiş, yalnızca yazılması kalmış kitaplara gebeyim. Bazen baş ağrılarımın, beynimdeki doğum sancıları olduğunu düşünüyorum."
Zavallı, biçimlenememiş, deli Bertha; onu tamamlayabi- leceğimi, biçimleyebileceğimi düşünmek ne aptalca bir düştü; karşılığında bana ne vermesini bekliyordum? Soru buydu. Onda aradığım neydi? Bende eksik olan neydi? İyi bir yaşamım yok muydu? Yaşamımın giderek geri dönülmez bir biçimde daralan bir dehlize dönüşmekte olduğunu kime anlatabilirdim? Çektiğim işkenceyi, uykusuz gecelerimi, intiharla flört etmemi kim anlayabilirdi? Ne de olsa her şeye sahiptim: Para, dostlar, aile, güzel ve çekici bir eş, ün, saygınlık. Beni kim rahatlatabilir? O apaçık soruyu sormaktan kim kendini alıkoyabilir: "Daha ne istiyorsun?"
Öncelikle kitabin kapak tasarımından ve isminden dolayı beni hüzünlü bir olayın beklediğini düşündüm. Sadece beklediğim kadar hüzünlü müydü değil miydi bundan pek emin olamadım. Baş karakterin babasıyla arasında yaşanan soğukluklar, babasının oğluna olan ilgisizliği ve kendisinin olmasını istediği bir kalıba girmesini beklemesi üzücü ve sinir bozucuydu. Savaş sonrası Japonya'nın boğucu atmosferini, toplumu ve toplumsal ilişkileri nasıl etkilediğini, insanların kalabalık bir şehirde giderek kendini soyutlayıp kendini değersiz hissetmesi kaleme alınmış. Büyük şehirdeki arkadaşlıklar ve ilişkilerin sahte, çıkar içerikli olmasının yansıtımı çok iyi. Sadece sonunu daha farklı düşünmüştüm karakterin akıl hastanesine götürülmesi değilde her zaman aklından geçen ölüm düşüncesini gerçekleştiriceğini tahmin etmiştim. Onun haricinde kitap akıcı ve güzel.