Ölmek istiyorum, daha fazla ölmek istiyorum. Artık geri dönüşüm yok. Ne yapsam da, nasıl yapsam da sonu olmuyor. Utançlarıma utanç katıyorum. Bisikletle, yeşilliklerle kaplı şelaleye gitmek gibi şeyler benim isteyebileceğim türden değil. Yalnızca, kirli suçlarıma utanç dolu sefil suçlar ekleniyor. Sıkıntılarım büyüyüp şiddetleniyor. Ölmek istiyorum, ölmeliyim. Yaşamam bir tür suç.
O an üzerime gelen duygu; kızgınlık, nefret ya da üzüntü değildi, müthiş bir korkuydu. Hem de, mezarlıktaki hortlaklara duyulan türden bir korku değil, belki tapınakların ağaçlıklarında hortlaklarla karşılaştığımızda duyulan türden, insanın nutkunun tutulmasına yol açan kadim bir korkuydu. Saçlarım o gece ağarmaya başladı, her şeye karşı güvenimi kaybettim, insanlardan sonsuza dek kuşkulanmaya başladım. Dünyevi ümitlerimi, sevinçlerimi ve beklentilerimi sonsuza dek yitirdim. Gerçekten hayatımda belirleyici bir olaydı. Alnımın şahından vurulmuştum, o yaram bir daha hangi insana yaklaşırsam yaklaşayım acı verdi.
Tam unutmak üzereyken cehennem kuşu kanatlanını çırparak gelmiş, belleğimdeki yarayı gagasıyla kavlatmıştı. Geçmişte kalan utançlarım ve suçluluk dolu anılarım olduğu gibi canlanmış, çığlık atacak kadar korkuya kapılmış, kabıma sığamaz olmuştum.