Az "şey"i olan kendine yoksul der ve üzülür.
Bizim gibi, döşeği ve yemek kabından başka bir şeyi olmayıp da, gözleri bizim gibi parıldayan,
şarkı söyleyen tek bir Papalagi yoktur. Beyaz dünyanın kadınları, erkekleri bizim kulübemize gelseler yanıp yakılmaya başlarlar. Hemen ormana koşup odun toplarlar, kaplumbağa kabuğu, cam, tel, renkli taşlar, artık ne bulurlarsa sabahtan akşama dek ellerini kollarını oynatıp
Samoa evini irili ufaklı "şey"lerle doldururlar.
Hepsi unufak olacak, ateşi gördü mü yanıp kül olacak, güçlü bir tropikal yağmurda eriyip gidecek ve her seferinde yeniden yapılması gerekecek "şey'lerle.
İnsan gerçek bir Avrupalı olunca, o kadar çok "şey"e gereksinim duyar ki, bu yüzden Papalagi'nin elleri "şey" yapmaktan dinlenmeye fırsat bulamaz. Yüzleri yorgun ve acılıdır. Çoğu Büyük Ruh'un "şey'lerini görmekten acizdir.