Hissedilen her şey yazıya dökülür, ona bir şekil, ona bir ruh verilir. Bir kalıp alır yazı ve sonsuzlaşır. Yazının çıktığı kaynak nasıl bir ruh taşıyorsa, yazının varacağı uğrak yeri de bir ruh olacaktır. İşte bu yüzden yazı ve söz yürekten yüreğe vararak canlılık bulur..
Toplumun çöktüğü ve düşüşe geçtiği insanlarda ahlak ve değerin kalmadığı zamanlarda sığınılan kitaplar okuyan kişiye yar, yaren, mihmandar olmaktadır. Hüzünlü halinde kendini avutan, gülmek istediği zaman da harfin sonsuz şaka kudretine inanan ve ona yaslanan biri olmak lazımdır.
İnsan bir şekilde dil ile donatılmış ve dünyaya gelmişse bu gücü, dilin bu şifahi gücünü canlı kanlı sözcüklere, harflere, yazılara giydirmiş, bunu yazılı hale getirmiş ve sonra da onun diriltici ya da öldürücü gücü üzerine düşünmüşlerdir..
Derinlerde yaralarını iyileştirmek için yazanlar, ölmemek için, intihar etmemek için yazanlar, kendini iyi hissetmek için yazanlar, hayatına bir anlam katmak için yazanlar.. Schiller gibi "çürük elma kokularını burnunda hissettiği için yazanlar, ölüme karşı durmak için yazanlar... Hangi anlamda yazıyla meşgul oluyorsak olalım, yazının insan ruhunu iyileştiriciliği ile bir bağı var demektir..