Kendime dedim ki:
Yenilme kendine. Yenilme soğuğa ya da sözcüklere.
Dalgalar yok artık görüyorsun, çalkantılar yok: fırtına var, ama
bu dağ fırtınası. Tipi var, ama bir de barınağın var.
Karı, tipiyi bu barınağında yaşıyorsun, bir ceviz kabuğu gibi
sallanan bir teknenin içinde değil.
Kendime dedim ki:
Zorlama, zorlanma, hurda bir yabancı olduğunu bil.
Bir kazazede olduğunu ç ıkarma aklından.
Yeni bir kazayı göze almıyorsan eğer
önce özgürlüğünün sınırlarını çiz
ve çizdiğin bu alan içinde ilerle yalnız
kendine başka alanlar arama .
"Sevgilisini boş yere bekleyen bir erkek için gece bitmek bilmez; gündüzleri çalışan işçi için bir gün kısa bir süre değildir;
sert bir ananın kolları arasında yaşayan genç bir kız için bir
yıl yüzyıl gibidir; isteklerimi, umutlarımı geciktiren her an bana
dayanılmaz bir uzunlukta gelir. ''
Burada, gelen gelir, alan alır, vuran vurur, vurulan ölür. Kim
vurdu? diye sorarsın. Kimse bilmez. Herkes bilir. Hiçbiri ağzını açıp söylemez. Bırakırsın. Çünkü vuranı bir başkası vurur. Diyeceksin ki, Peki hukuk nerede, kanun nerede? Dağın hukuku, kanunu da bu, öğretmen.