Merve Orhan

Merve Orhan
@Mervemiyo
"Herkes ölünce ardında bir şeyler bırakmalı, derdi dedem. Bir çocuk, bir kitap, bir tablo, inşa edilmiş bir ev ya da duvar, yapılmış bir çift ayakkabı. Veya eksilmiş bir bahçe. Elinin bir şekilde dokunduğu bir şey, öldüğünde ruhunun gidebileceği bir yer olsun diye; böylece insanlar ektiğin o ağaca veya çiceğe baktığında, sen orada olursun. Ne olduğu önemli değil dokununca onu değiştirdiğin ve ellerini çektiğinde sana benzeyeceği bir şeye dönüştürdüğün sürece, derdi. Sadece çim biçen adamla bahçivan arasındaki fark dokunuştadır, derdi. Çimleri biçen adam orada hiç olmamış gibidir, bahçivansa bir ömür boyu orada olacak".
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
"Gözlerini mucizelerle doldur hayatı on saniye sonra ölecekmişsin gibi yaşa"
Aklının korunması için Tanrı'ya ilk yalvaran insanın dileği yerine getirildi. O günden bu yana insanın aklı, Tanrı tarafından korundu. Belki bir kasada, belki de cennette. Çünkü aklın, insan bedeninden kaçabileceği beş delik ve akıl yoksunu bedende delilik vardı. Akıl, insandan korundu. İnsan, beş duyulu bir hayvan oldu. Bedeni ölümlü, aklı korunan, beş duyulu bir hayvan. Tanrı'nın insan olarak doğacağı güne kadar böyle sürecek. Aklı, insanla öldüğü gün öpüşecek. Hayattakilerse son ana kadar koklayacak, duyacak, görecek, tadacak, dokunacak ama asla düşünemeyecek. Çünkü aklı alınmış insana bırakılmış olan beyin, sahibine sadece hayal veren bir organdır. Var olanın üzerine kurulan hayaller. Oysa akıl, yoktan düşünce yaratır. Yoktan var etmek bir düşünce, yoktan var ettiğini düşünmek bir hayaldir. İnsan düşünmez, düşündüğünü hayal eder. Akıl sadece Tanrı, beyinse bir çocuk tarafından korunabilir. İnsanı koruyansa ölümdür. Bir hayal organıyla yaşadığı sürece kendine zarar verecek olan insanı sonsuz acıdan kurtaran ölüm, doğumdan üstündür.

Merve Orhan

, bir kitap okudu
9/10
·394 syf.·
Beğendi
·
5 günde okudu
·
2024 4. kitabı
Jane Austen
8.4/10 · 98bin okunma
Duygularını farklı göstermek konusunda daha önce hiç bu kadar bocalamamıştı. Gülmek zorunda kalıyordu, ağlamayı tercih ettiği halde.