"Ancak belli bir toprakta yetişip başka topraklarda boy atamayan bir bitki gibi, kendi mutluluğunu da yeryüzünde ancak bazı yerler sağlayabilirmiş gibi geliyordu ona."
Selam arkadaşlar!
Sonunda o uzun ama her anına değen yolculuğun son durağına geldim. Kitaplığımın en özel köşesine yerleşen HÂDİN serisini, beşinci ve son kitap olan “Niyet Şifası” ile noktaladım. İnanın içimde hem bir tamamlanmışlık hissi var hem de karakterlerden ayrılmanın verdiği o tatlı hüzün...
Peki, neydi bu kadar uzun süre beni bu seriye bağlayan şey?
Bu sadece bir roman değil, aslında bir “iyileşme” günlüğü gibiydi. Serinin ilk kitaplarından beri adım adım takip ettiğimiz o ruhsal arayış, bu son kitapta tam bir teslimiyete ve şifaya dönüşüyor. Kitap boyunca altını çizdiğim o kadar çok cümle oldu ki... “İnsan beyni ne komik, sen hakikati nasıl algılarsan sana o gerçekliği yaşatıyor” diyor yazar. Gerçekten de öyle; niyetimiz neyse, hayatımız da o yöne evriliyor.
Kitabın Konusu ve Olayı Ne?
Serinin bu final kitabında, karakterlerimiz artık geçmişin yüklerinden sıyrılıp “niyetin” gücüyle tanışıyorlar. Hayatın yokuşlarında yorulmuş ruhların, dualarda ve doğru niyetlerde nasıl nefes aldığını okuyoruz. Tasavvufi bir derinlikle, psikolojik tahlillerin harmanlandığı tam bir kişisel dönüşüm hikâyesi diyebilirim.
Karakterlere Veda Etmek Zor Oldu...
• İbrahim Hoca: Bilgeliğiyle yine yolumuzu aydınlattı. “Bu dünyada her şey yarım kalır, yolda olmak en mühimidir” diyerek içimizdeki o bitmek bilmeyen telaşı dindirdi.
• Güneş ve Kartal: Onların hikâyesindeki o son taşlar yerine otururken, aslında her imtihanın bir “ihsan” olduğunu bir kez daha anlıyoruz. Özellikle Kartal’ın içsel hesaplaşmaları ve annesiyle olan o naif diyalogları beni kalbimden vurdu.
Eğer ruhunuzun biraz dinlenmeye, “neleri yanlış algılıyorum?” diye sormaya ihtiyacı varsa bu seriye en baştan başlayın derim. Ama uyarayım; bu bir çırpıda okunup geçilecek bir kitap değil, sindire sindire, altını çize