Harika bir kitap bitirdim ve sıcağı sıcağına sizinle paylaşmak istedim. Orhan Pamuk’un Masumiyet Müzesi, öyle alelade bir aşk romanı değil; içinde kaybolacağınız, her satırında o eski İstanbul’un kokusunu alacağınız devasa bir yapıt.
Kitap Hakkında Kısa Bir Not
Kitap, 1975 yılında Nişantaşı’nda başlıyor. Zengin bir ailenin oğlu olan Kemal ile uzak ve fakir akrabası Füsun arasındaki o marazi, saplantılı ve bir o kadar da derin aşkı konu alıyor. Ama sadece aşk değil; eşyalarla kurulan bağlar, toplumsal baskılar ve bir insanın bir anı dondurmak için neleri göze alabileceği üzerine kurulu.
Benim Gözümden Masumiyet Müzesi
Açıkçası kitabı okurken Kemal’e çok kızdığım, "bu kadar da olmaz" dediğim yerler çok oldu. Nişanlısı Sibel’i aldatması, Füsun’a olan takıntısını aşkın arkasına gizlemeye çalışması bazen insanı gerçekten sinirlendiriyor. Hatta dürüst olmam gerekirse; dizisini izlediğimde karakterlerin duygularını ve atmosferi daha başarılı bulmuş, o dünyayı daha iyi hissetmiştim.
Ama kitabın öyle bir tılsımı var ki, altını çizdiğim şu cümle her şeyi özetliyor aslında:
"Hayatımın en mutlu anıymış, bilmiyordum."
Kemal’in Füsun’a ait en küçük eşyayı bile biriktirerek kurduğu o "müze", aslında hepimizin geçmişe, kaybedilenlere ve o tek bir mutlu ana duyduğumuz özlemi temsil ediyor. Okurken bazen Kemal’in narsist tavırlarına öfkelenebilir, bazen Sibel’in duruşuna üzülebilirsiniz ama o melankolik hava sizi mutlaka içine çekecek.
Neden Okumalısın?
Eğer gerçek bir İstanbul atmosferi solumak, aşkın o en karanlık ve saplantılı hallerine şahitlik etmek istiyorsanız mutlaka şans verin. Bitirdiğinizde İstanbul’a yolunuz düşerse, Çukurcuma’daki o gerçek müzeye uğramayı da ihmal etmeyin; çünkü kitap bittiğinde o eşyaların ruhunu gerçekten görmek isteyeceksiniz.
Siz Masumiyet