Araba Sevdası Türk edebiyatındaki ilk Realist roman kabul edilir. Romandaki hikaye 1866-71 li yılları anlatırken romanın yayınlanması 1896 yılını bulmuştur bu sebeple beklenilen yankıyı uyandırmamış, gerekli ilgiyi görememiştir çünkü yayınlandığı dönemde alafrangalık, doğu Batı çatışması sorunsalı Türk edebiyatında işlenen konular arasından kalkmıştı.
Romanın Baş karakteri olan Bihruz bey babası vefat etmiş, yüklü bir mirasın kendisine bırakıldığı züppe, klasik mirasyedi bir karakter. Alafranga bir yaşam süren, kimliğini kişiliğini maddiyat üzerinden inşa eden -Özellikle araba- en büyük aktivitesi ise bu inşa ettiği kimliğini insanlara ifşa ile kendisini tatmin etmeye çalışan bir karakter.
Bihruz’un hikayesi yüzünü dahi tam göremediği, -hayat tarzı ve terbiye bakımından yüzüne bakmayacağı bir kadına- bindiği araba (kimliğini araba üzerinden inşa ettiğini söylemiştik) sebebiyle aşık olduğunu sandığı siyeh-çerdeyi Çamlıca’da görmesiyle başlıyor. O aşkı ifade etmeye uğraşırken cahilliğini gözler önüne serer, acı olan kalemde çalışan “kültürlü, eli kalem tutan” diyebileceğimiz kesimin dahi dillerinden haberdar olmayan, başıboş, atıl kimseler olmalarıdır. Dönemin “aydın” diye gezinen kesimine bir eleştiridir bu. Bihruzun gösteriş budalası olduğunu söylemiştik, o kendi dilini dahi anlayamazken cümlelerinde onlarca fransızca kelime kullanan, esnafla iki cümle Fransızca konuşmakla kendini aydın addeden bir karakter.
Pek çok açıdan değerlendirilebilecek olan eserde dönemin insanı, batılılaşmayı yalnızca kılık-kıyafette gören toplumun zengin kısmı eleştirilmiş ve Araba üzerinden kimlik inşası ele alınmış. Ben can yayınlarından günümüz türkçesine çevrilmiş versiyonundan okudum. Gayet akıcı ve açıklayıcı şekilde hazırlanmış.