Mecnun Leyla'dan geçmiş, Mevlaya varmıştı; bense Sitare'den hiç geçmemiş, yıldızımı güneşe katmış, güneşin ışığında hep yıldız parıltısı görmüş, dört kitabın manasını bir Elif okumuştum. Hakk'a yürüyüşüm hiçbir vakit onsuz olmamış, belki ondan olmuştu..
Bir zamanlar bütün dünyaya hükmedip cümle mülke "benim" diyenler bu adamlar mıydı, şu taşlara başlarını koyup yatanlar, bir vakit köşkleri, sarayları beğenmeyenler miydi? Bir vakitler beylik yapan, kendisine kapıcı tutanlar acaba bunlardan hangisiydi? Hani o şirin sözlüler, nerde o güneş yüzlüler; sorsam, araştırsam bulur muydum? Kabristan bir ibretlik yer idi; ne kapı vardı giresi, ne yemek vardı yiyesi, ne ışık vardı göresi!...
Ayet meali:
"Eğer biz Kur'an'ı dağ ve taş üzerine indirseydik, Allah'ın haşyetinden dağ ve taş paramparça olurdu."
Fakat, Allah'ın, çoğunu mühürlediği insan kalbi hiçbir şey duymuyor.