Harika demenin az kalacağı bir kitap! Bu kitabı nasıl anlatayım bilemiyorum, hem doğru cümleleri bulamadığım için hem de bayram dolayısıyla yorum biraz gecikti. En zoru doğru cümleleri bulabilmek! Söylenen eksik kalır da kitaba, yaşanmışlıklara, yaşayanlara, mutluluklara, acılara ama en çok acılara ayıp olur.
‘’Benim gibi ansiklopedik kadınlar sığ düşünceli erkeklere ağır gelir. Bu yüzden de bizi başlarının üstünde taşıyamıyorlar. Aslında bir yandan düşünce pek de haksız sayılmazlar. Çünkü içi boş bir kafanın üzerinde ağırlık taşındığı nerede görülmüş.’’
‘’Seciyesi bozuk, ince hisleri olmayan kazma adamlar için üzülmeyi bir kenara bıraktım artık.’’
‘’İnsanın kalbindeki gerçek aşk, dörtnala giden bir at gibiymiş. Ne dizginden anlarmış, ne de bir söz dinlermiş.’’
Aynı ırktan gelen aynı dili konuşan iki gencin tek farkı dinleriydi. Bu gençlerin aynı kıza aşık olması ile başlayan hikaye başta sıra dışı bir aşk hikayesi gibi geliyor. Fakat Suada’nın da anlamadığı şekilde hızla yerle bir olan hayatına tanıklık ediyoruz. Suada’nın hayatına tanıklık ederken sadece onu değil tüm Boşnak müslümanların başından geçenleri okuyoruz. Her sayfasında ‘’bir insan nasıl böyle vicdansız olabilir?’’ diye soruyoruz ama cevaplandıramıyoruz. Biz bunları okurken, izlerken ya da dinlerken hüzünlendiğimizi, acı çektiğimizi sanıyoruz lakin bunları yaşayan insanları anlamak öyle zor ki. Allah kimseyi yaşayarak anlamak zorunda bırakmasın.
‘’Anormal olan şeyleri nasıl da normalmiş gibi görmeye başlamıştık.’’
‘’…beklenen yağmur en sonunda yağar ama Savaş'tan geriye kalan her şeyi yağan Yağmurun temizlemesi mümkün müdür acaba?’’
‘’Asker yanıma geldi, saçlarımı kokladı. “Zaten kokundan belli,” dedi. “Sen İslamiyet kokuyorsun.”
“Sen de,” dedim gözlerimi gözlerine dikerek. “İslamiyetten