Nasıl başlayacağımdan emin değilim. Şu an gecenin 2'si ve yağmur sonrası toprak kokusunu oturduğum balkona taşıyan rüzgara minnettarım.
İmkansızın Şarkısı'yla ilgili söyleceğim ilk şey doğru bir zamanda okuduğum olmalı. Vatanabe'nin kitaptaki yaşındayım çünkü. Tam 19 yaşındayım. Genç insanların korkuları, heyecanları, hevesleri, kaygıları çok mu benzerdir sizce? Yani tüm dünyadaki gençlerden bahsediyorum. Eğer yanıtınız hayırsa okuduğum bu güzel kitaptaki her duygu nasıl bu kadar tanıdık geldi bana? Murakami'yle tanışma kitabım oldu ve onunla tanıştığım için çok mutluyum. Yazarın dili o kadar berrak ve akıcı ki elimden bırakamadım kitabı ve iki gün dolmadan bitti bile. Okumaya başladığımda, çok yakın arkadaşlarımla terapi gibi sohbetlerimiz olur ya, işte onlardan birine dahil olmuşum gibi hissettim, konuşulan dil inanılmaz derecede tanıdıktı.. Kendimle ilgili çok şeye rastladım sayfalarda.. Ve eminim ki sizler de okuduğunuzda benzer düşüncelerle dolacaksınız. Beni en çok etkileyen şey neydi, özellikle anlatmak istiyorum. Çok duygusal bir insanımdır. Her zaman dışarı yansıtmasam da bu böyle. Kitabın her satırında duygu vardı ve bu o kadar somuttu ki elimi uzatırsam dokunabilirmişim gibiydi. Karakterlerin günlük yaşamındaki çok basit şeylerden bahsederken bile o hisleri yaşıyorsunuz. Bu duygusal yoğunluk genelde anlaşıldığım bir yönüm değildir. İşte kitabı okurken gerçekten anlaşılabileceğimi hissettim, bu duyguların çok normal olduğunu, aslında herkesin en az benim kadar ufak detayları önemsediğini düşündüm. Beni buna inandırdı yazarın muazzam dili.
İnsan çok şey biriktirdiği konularda ifade edemez ya kendini, şu an o durumdayım. Kafamdakilerin ne kadarını anlatabildiğim hakkında hiçbir fikrim yok. Çok şey anlatmam lazımdı, bunu bilmeniz yeterli :)