Ötekini neyin yarayacağını çok iyi biliyorduk. Acı çekmesi uyarıyordu bizi, ham sevgi onu perişan etmeli, ne kadar dayanıksız olduğunu hissetmeliydi. Her aşağılama bir sonraki iğneye iplik geçiriyordu, ta ki hedef olan susana kadar.
Bir iç oyuluşunu, biyolojik çöküntüyü herkesin gözünden sonuna kadar saklayan zarif bir nefse hakimiyet; için için yanan ateşi körükleyerek saf bir alev haline getirmeye, hatta yükselerek güzellik ülkesinde egemen olmaya gücü yeten o sarı, yaya kalmış çirkinlik; küstah bir kavmi haçın ayaklarına, kendi ayaklarına çöktürme gücünü ruhun tutuşmuş derinliklerinden alan o rengi uçuk dermansızlık, biçimin boş ve katı hizmetindeki o nazik tavır; o sahtekar ve tehlikeli hayat; o doğuştan kalpazanın, sinirleri tez yıpratan özlemi ve ustalığı; bu durum hoşgeldiniz; bütün bu kaderleri, bunlara benzer daha nicelerini inceleseydiniz, acaba güçsüzlüğün bu kahramanlarındakinden daha başka bir kahramanlık olabilir miydi derdiniz? Ya da hiç değilse hangi kahramanlık, zamanımıza bundan daha uygun düşebilirdi?