Meryem

Meryem
@Meryemrn
F
psikoloji
21 okur puanı
Ocak 2020 tarihinde katıldı
Maalesef Thomas Hobbes’in de dediği gibi bazı durumlarda “İnsan insanın kurdu oluyor”, en büyük zararı hep diğer insanlardan görüyoruz. Ama bu yaşadığımız sosyal dünyaya aşırı şüpheci yaklaşmamıza neden olmamalı. Bir yandan en büyük zararı insanlardan görürken, en büyük mutlulukları hissetmemizde de diğer insanların payı çok büyük. Hobbes’in sözünü şu şekilde de söylemek mümkün: İnsan insanın yurdudur. Ben her ikisinin de geçerli olduğunu düşünüyorum. Sadece kimin kurdumuz, kimin yurdumuz olduğunu anlayabilmemiz gerekli.
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Sınır koyamayan insanlarda dikkat ettiğim bir özellik var, birçok insana kendisi için özel olan şeyleri anlatabiliyorlar. Aile hayatı, kararları, düşünceleri, planları ve hayalleri konusunda herkese her şeyi anlattığın zaman, anlattığın insanların bir kısmı senin bunları anlatıyor olmanı, hayatın konusunda yorum yapmak ve kararlar vermek için izin vermişsin gibi yorumluyorlar. Ve bir süre sonra bir bakmışsın ki, bir sürü insan senin hayatın ve kararların hakkında yorum yapıyor, seni eleştiriyorlar. Bu nedenle kime, neyi ne kadar anlattığına dikkat etmelisin.
Hayır Diyememek / Sınırlar
Diyelim ki, elimizde sihirli bir değnek var ve bu değneği sana değdirdiğimiz anda hayır diyememe sorunun tamamen ortadan kalktı. Böyle bir durumda bu problemden tamamen kurtulduğunu düşünürsek, hangi durumlarda ve hangi insanlara karşı hayır derdin? Bu sorunun cevabı da hayatımıza hayır deme alışkanlığını getirirken işimize yarayacak. Bir de hayır diyemeyen insanların yanında genelde onların bu özelliklerini istismar eden, çok fazla isteyen insanlar olabilir. Eğer ki senin çevrende de böyle insanlar varsa, hayır deme planına bu insanları eklemelisin.
Geçmişindeki sevgi eksikliğinin tamamlanması için herkesin onu sevmesini bekleyen birinin dikkatini de çoğunlukla onu sevmeyen insanlar çekiyor. Gerçekten onu seven insanlardan ziyade, sevmeyen ve sevmeme ihtimali olan insanları düşünüp, bu insanlar için kaygılanıyor ve bu insanları memnun etme gayretine girebiliyor. Çünkü kafasında cevap vermek istediği bir soru var: Ben sevilmeye layık bir insan mıyım? Bu sorunun cevabını alsa da bu sadece bir sonraki insana kadar sürüyor. Çoğu zaman sahne benzer şekilde tekrarlanıyor ve her seferinde bir kriz çıkıyor.
Karşılaştığım vakalarda, herkesin kendisini sevmesini bekleyen kişilerin geçmişinde, dolmayan sevgi depoları olduğunu görüyorum. Temsili olarak her insanın içinde dolması gereken sevgi depoları var; anne ve baba ya da bakım veren kişi tarafından dolması gereken sevgi depoları. Anne ya da babadan alması gereken sevgiyi alamayıp olumsuz tutumlarla karşılaşan çocuklar, bu sevgi eksikliklerini büyüdükçe yanlarında taşıyorlar. Anne ya da babadan birinin çok verici olması sadece kendi deposunu dolduruyor, yani anne iyiyse anne deposu doluyor, annenin iyiliği babanın deposunu tam anlamıyla dolduramıyor maalesef. Ve bunu en korunmasız zamanında yaşayan çocuk, bu eksikliği en derininde hissederek bu kısma takılıyor. İleriki yaşlarında ne zaman birisinin kendisini tam anlamıyla sevmediğini hissetse, geçmişindeki sevgi göremeyen çocukluk şablonu tekrarlanıyor ve o yaralı çocuk kontrolü ele alıyor. Beni sev moduna girip aslında kendi kişiliği için uygun olmayan şeyleri yaparak kendinden uzaklaşabiliyor.