...Bilir ki geçtikleri yerlerde hiçbir eser bırakmayanlarda hayat, hakikatten uzak bir kuruntudan ibaret kalmak gibi tahammül edilemez bir duygu bırakır. Bilir ki tembellerde, dünyaya düşkünlerde, sefil meşguliyetler ve sonuçsuz çabalarla hayatları kirlenen adi siyasetçilerde, özetle çalışmaları, çabaları mahsulden mahrum kalmış bütün insanlarda bu duygu, mutlak ve muhakkaktır. Yaşam gerçeğini tahrip eden şu duygudan kaçınmak için bütün varlığımızı yüksek bir fikrin takibine sevk etmek ve devamlı mücadelelerle bu fikri kalıcı kılmak gerekir. Böyle olursa tam aksine, bir eser bırakan çiftçide bile mevcut olan bu hakikat hissi, toplumsal vazifesini tamamen özümseyen bir yazarda en yüksek noktaya ulaşmış olur. Çünkü onun her günü, bir evvelki gününün verdiği hissedilir neticeleri arttırır. Hatta hayatı bile eseriyle bir olmaya ve eserinin maddî hakikatine benzemeye başlar. Bunun içindir ki çalışkanların hayatı, tembellerin hayatının aksine derinlikli ve adeta elle tutulur bir yapı arzeder...