ahmet ihvani

ahmet ihvani
@Mesmenya

ahmet ihvani

, bir kitap okudu
Puan vermedi·320 syf.·
2018 7. kitabı
Cem Kalender
7.3/10 · 28 okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
O an kınalı bir keklik çığrışıp Binboğa Dağlarındaki ziyaret suyuna kondu. Kuşkulu bir eda ile dört bir yanı gözledi. Kimsecikler yoktu! Boynunu uzatıp pınardan su içti. Sonra uzaklardan bir rüzgâr uğultusu geldi. Gittikçe pınara ulaşan rüzgârın sesini işiten keklik peyikti. Hızla kanat çırpıp terk eyledi o dağları. Binboğalardan Bebek Dağlarına, oradan da Dibek ve Tahtalı Dağlarına doğru uçup gözden kayboldu…
Oysa çok başka idi bu topraklar kin ve nefret ekilmeden evvel. Erenler, evliyalar gizemli mekânlarda kolgezip tılsımlı sözlerle taşıdıkları sırrı adeta bir tohum gibi toprağa ekmiş, nice zamandır her cemre bu gerçeğe düşmüştü. Sonra zaman geçmiş, iyilerle kötülerin savaşında kötüler galip gelmişti. Ve o kahrolası kin ve nefret tohumları toprağa saçılır olmuştu. Artık ayrımlar vardı; ötekiler, ezilenler, muktedir güce biat etmek zorunda bırakılan mazlumlar… Bundandı belki de bütün savaşların aralıksız devam etmesi ve bütün yoklukların bir başka zenginliğe koz edilmesi. Anlatılması güç, acı veren ve dönüştürülmesi zor bir kısır döngü idi bu, her aşamasında gözyaşlarına kahkahalar karışan.
Sayfa 11·Kitabı okudu
Garip bir zaman ve mekân ilişkisi barındırırdı bu kadim topraklar. Tarih akmazdı, saat işlemezdi ve za¬man müphemdi. İşte o zamanlar buğulu sesleri olan ozanlar vardı, onlar anlatırdı yaşananları… Bu topraklarda yaşamak sonu belirsiz bir cenk iken kara bir bulut gelip çökmüştü kır çiçeklerinin üstüne, sonra zaman geçmişti, iyilerle kötülerin sava¬şında kötüler galip gelmişti, Kimse ömrü boyunca ağlamaksızın güle oynaya o kan kokan kırmızı başaklı toprağı işleyememişti. Ve o kahrolası kin ve nef¬ret tohumları toprağa saçılır olmuştu. Artık ayrımlar vardı… Ötekiler, ezilenler, muktedir güce biat etmek zo¬runda bırakılan mazlumlar… Kimilerinin payına bu coğrafyada sadece gözyaşı düşmüş¬tü. Ve gülebilmek için adlarının “mülteci” olacağı bir göç kaderlerine yazılmıştı.
Sayfa 7·Kitabı okudu
Küçükken uzun kış gecelerinde annemin bana anlattığı pepuk kuşunu anımsadım. Ara ara önümde duran bu yolu ve akıbetimi düşündükçe büründüğüm acıyla beraber kendimi pepuk kuşu gibi hisseder oldum. Onun acısı kadar olmasa da her yüreğin çektiği acı tarifsizdi. Annemden defalarca dinlediğim bu efsane bizi her seferinde ağlatırdı. (...) Bu yolculuk sırasında da pepuk gözlerimi doldurmaya yetmişti. Düşündükçe, giriştiğim göç yolculuğunu bu efsaneye benzetir oldum. Kimi politik nedenlerle göç ederken kimi de geçim derdine düşüp doğdukları toprakları terk ediyordu. Gelecek kaygısı olmadan yaşanılacak bir hayat amaç olarak önümüzde durmakta iken, kaçtığımız coğrafya tıpkı o efsane gibiydi. Acımasız bir ananın öz evlatları varken kengere gitmek üvey evlatların payına düşmüştü. Dolayısıyla emek vermek ve ölmek de. Sanki bu yaşananlar ezelden beri aynı idi. Senaryo tekrar tekrar oynanırken sadece oyuncular değişiyordu. Velhasıl yaşadığımız coğrafya; üzerine kara bir leke gibi yapışan acıyla yoğrulmuş kaderini su ve toprak ile bize sunmuştu. Biz de sorgusuz sualsiz kabul etmiştik.
Sayfa 32·Kitabı okudu