Bana göre, sahtekârlığın bir inancı doğurduğunu düşünmek, en temelsiz varsayımlardan biridir. Sahtekârlık hiçbir şeyi doğurmaz; sadece çürütür ve öldürür.
Dünyada "başarılmış" gördüğümüz her şey, aslında dünyaya gönderilen Büyük Adamların içinde barınan Düşüncelerin dışa yansıyan, maddileşen ve eyleme dönüşen hâlidir. Dolayısıyla, tüm dünya tarihinin özü, haklı olarak onların tarihi olarak kabul edilebilir.
Carlyle'ın en çarpıcı özelliği, gerçeğe olan tutkusu ve iki yüzlülüğe duyduğu nefretti. Gerçek onun için bir inançtı. Yazarken hakikate ulaşmak için büyük çaba harcar, hiçbir zahmetten kaçınmazdı. Misyonu gerçeği duyurmaktı; hiç bir şey bu amacın önüne geçemezdi.