Önce bir bak hele... Âdem’in başına neler geldi; zamanlarca yasa, mateme düştü... neler çekti, neler!
Sonra âlemi tufana veren Nuh’a bak... binlerce yıl kâfirlerden neler gördü.
Sonra aşka düşen, mancınığa binen, ateşi yurt edinen İbrahim’e;
Nefsi, sevgilinin civarında kurban olan yaşlı İsmail’e;
Belalara uğrayan, oğlunun derdiyle gözleri ağaran başı dönmüş Yakub’a;
Kulluk eden, kuyuya atılan, zindanlarda hapsedilen Yusuf’a ve padişahlığına bak!
Sonra sitemler çeken, kurtların derdiyle kapı önünde kalan Eyyub’u;
Yolunu yitirip ayrı düşerek bir zamancağız balık karnında yurt tutan Yunus’u;
Dünyaya gelir gelmez beşiği tabut, dadısı Firavun olan Musa’yı;
Ciğerinin hararetiyle ateşi mum gibi eriten ve demirden zırhlar yapan Davud’u gör!
Derken tahtını yel götüren, herkesi hükmü altına alan... fakat sonunda saltanatı yellere giden, yerini devler tutan Süleyman’a bak!
Gönlü coşup köpüren, başına testere konduğu halde hiç seslenmeyip susan Zekeriyya’yı;
Bir topluluk önünde leğen içindeki mum gibi zari zari başı kesilen Yahya’yı;
Darağacından kurtulup Yahudilerden kaçan İsa’yı gör!
Sonra bir de peygamberlerin ulusuna bak... kâfirlerden ne cefalar gördü, ne cevirlere uğradı!
Sen bu işi kolay mı sanıyorsun? Bu yolda en adi şey, can vermedir!