Unutamamak…
İnsanın kendi içinde kurduğu en sessiz, en uzun mahkeme.
Bazen bir şarkının nakaratına takılır gibi takılı kalır insan;
Aynı cümle, aynı an, aynı yüz…
Dilin ucunda döner durur da, bir türlü sonuna varamaz.
Sanki hayat ilerlemez de, sen hep o yarım kalan melodinin içinde yaşarsın.
Ne tuhaf değil mi?
En çok unutmak istediklerimiz, en inatçı misafirlerdir zihnimizde.
Kapıyı çalmadan girerler, gitmek nedir bilmezler.
İyi dediğin anılar da, kötü diye damgaladıkların da
Aynı masaya oturur;
Biri tebessüm ettirir, diğeri içini sızlatır…
Ama hiçbiri kalkıp gitmez.
İnsan bazen acıyı değil, o acının tekrarını yaşar.
Her hatırlayış, ilk kez oluyormuş gibi keskin,
İlk kez oluyormuş gibi gerçek.
Zaman geçer ama his geçmez;
Saatler ilerler ama kalp aynı yerde takılı kalır.
Ve işin en ağır tarafı şudur:
Unutamamak, sadece hatırlamak değildir.
Unutamamak; her gece yeniden yaşamak,
Her sabah biraz daha eksilerek uyanmaktır.
Belki de bu yüzden bazı duyguların adı yoktur…
Çünkü hiçbir kelime,
İnsanın içinden çıkamayan bir anının ağırlığını