Oblomovluk… hep duyardım bu tanımı, öğrenmek bu zaman nasip oldu.
Oblomov, hayatta derin acılar yaşamış, eziyetler çekerek büyümüş birisi değildi; aksine, şatafat ve huzur içinde büyümüş birisiydi. İyi eğitimli, varlıklı, kültürlü bir kimsenin, (dönemin gerekliliği olarak) balolarda, eş-dost ziyaretlerinde, kahkahalar içinde ömür tüketmesi beklenir. Belki de Andrey’in dediği gibi “çalışmak, emek vermek içindir” onların hayatı.
Fakat Oblomov tüm bunları reddetmiş biriydi. Çoğu zaman acı tecrübeler ile elde edilen dünya bakışını, o oturduğu yerden elde etmişti. “Saçmalık!” Diyordu tüm bu sosyete alışkanlıklarına. Kendini geliştirmek, hayat suyunda beyhude çabalamak da ona saçmalık olarak geliyordu.
Fakat hayatına Olga gelince bir şeyler değişmeye başladı. Kaçtığı, tiksindiği o yaşama bir nebze de olsa yaklaşabildi Olga sayesinde. Fakat bu benim nezdimde; boğulmak için suya atlayan insanın, refleks olarak çırpınışından başka bir şey değildi. Öyle de oldu.
Oblomov, koca bir ömrünü yalnızca “Oblomovluk” yaparak geçirdi.
Kendisi bana iyi bir dost oldu.
Sevgiler Oblomov… Saygılar Sevgili Dostum…