Çiçekle yaprak arasındaki fark henüz bir renk farkından ibaretti. Varoluş, insanın varoluşu, henüz tek yanlı, tek katlıydı. İnsan, arı ve şeffaf da olsa, enfüsün duvarlarıyla çevriliydi. Âfaktan ortada eser yoktu. Bu yüzden hakikatın hakikat olduğunu kanıtlayacak bir fon, bir karşıt da yoktu. İnsan ve gölgesi henüz toydu. Sınavdan ve ateşten geçmemişti. Bir mutluluk vardı ama bu mutluluk henüz tunçlaşmamış, tabii sertliğine ve dayanıklığına kavuşmamış bir mutluluktu. Bekanın kanatlları altında her tehlikeden korunmuşluk vardı. İnsanın terleyen sırtından üşütücü, dondurucu, hatta nerdeyse öldürücü yokluk, geçicilik (fenâ) rüzgârları henüz geçmemişti. Ezeli ve Ebedi ben vardı ama insan neydi? Yaradılışın ilk katı açılmıştı, bir kaç katın daha açılışı gerekti.
Ah! Düşüşsüz insan! Benden övgü bekleme, Düşüşün tadını almayan insan! Senin, yücelerin serinliğinden, arılığından ne haberin vardır? Ruh gecesinin yedi katlı karanlığına batmamış yürek! Sana ışıklar ve aydınlıklar ne der? Ey zindanda bir gece geçirmemiş dost, güneşe doğru çılgan koşuyu yapacak çocuk olabilir misin? Ey yükseklerden büyük seslerle düşen su, bu yalçın kayalara bir şelale borçlu olduğunu biliyor musun? Sessiz ve dilsiz duran mezartaşı! Kitabendeki çizgiler, iniş ve çıkışı derinleştikçe seni tarihin içine yerleştirir, farkında mısın?
Şeytan bütün gücünü bizden alıyor, farkında değil. Bizden kopup yine bize gelen, bizden bir türlü ayrılmayan, ayrılamayan, aleve âşık bir pervane gibi ruhumuza koşan odur. Ama âleve düşen, o yüce aleve düşen de onu yakmaktır. Yakmadığı sürece kendi saflığını yitirecektir alev.
Adem'le Havva'nın Cennette öncesiz sonrasızmışcasına mutlu bir hayatı yaşadıkları zaman gibiydi hayatımız Batının soluğu bize gelmeden önce. Bu soluk bize ne zaman geldi? Bu soluk geldigi için mi degişmeğe başladı yüzümüz? Bozuldu ve bir maskeye dönüştu? Dağlarda bilinmeyen bir bitkiyi yiyip de ondan gizli ve sürekli bir zehirlenmeyle yüzünün biçimini ve yaşamasının anlamını yitiren bir varlığa mı dönüştük? İlk soluk ve ilk ürperti anını ayırmak ne zor. Yabancı ve yalancı bir şafağın loş bir dudaga bıraktığı ilk kırağı, ilk çığ. Dışarıdan gelen soluğun belli belirsiz dokunuşu mu, yoksa iç ateşin dışarıya firlattığı bir şüphe kabarcığı mi?